• BIST 100

    1.810%0,00
  • DOLAR

    13,5989% -0,53
  • EURO

    14,8300% 3,63
  • GRAM ALTIN

    778,79% 5,96
  • Ç. ALTIN

    1285,0035% 5,96

Prof. Dr. Mehmet Mehdi ERGÜZEL


Atatürk' ü Ve Eserlerini Unutmamak, Vefalı Olmanın Gereğidir…

Prof.Dr.M.Mehdi ERGÜZEL


Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu ve İstiklal Savaşımızın  millî kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümsüzlüğe uğurladığımız günün 83. yıldönümündeyiz. Mustafa Kemal Paşa; arkasında bıraktığı Atatürkçü-Milliyetçi düşünce sistemiyle soyumuzun yürümekte olduğu çağdaş medeniyet yolunu aydınlatmaktadır. Türk Milleti  hakkında sömürgecilerin verdiği  esaret ve ölüm kararına ve bu kararın uygulanışına karşı çıkan Atatürk ve  arkadaşları, hem milletimizin kurtarıcıları ve yeni bir devletin kurucuları olarak  tarihî görev yapmış  bir lider kadrosu ve hem de dünya  siyaset tarihinin önemli birer simalarıdır. 1919'daki karanlık ve bunalımlı günlerden 1922'nin parlak zaferini doğuran kaynakların başına gelene kadar yürütülen Millî  Mücadele’de; Türk Milletinin istek ve ideallerini temsil eden, “Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir.” diyen Atatürk'ün güzide şahsiyeti ,  kuvvetli azim ve iradesi vardır.

Öncü ve devlet kurucu olarak, Atatürk'ün  dünyaya örnek olan işler yapması ve büyük bir dönüşümü gerçekleştirerek çağdaşlaşma sürecini başarıya ulaştırmasının arkasında; liderliği, zengin bilgi birikimi, engin ve ileri görüşleri, fikrî dehası, dünya gerçeklerini iyi bilmesi, milletini ve ülkesini iyi tanıması, dünyanın gelişim yönünü görmesi, milletine inanması yatmaktadır. Atatürk'ün kısa hayatına sığan büyük başarıları, onu bütün  dünyanın saygı duyduğu tarihin en önemli liderlerinden biri yapmıştır. Onun hayatından ve mücadelesinden alınacak çok dersler ve öğrenilecek  değerli bilgiler vardır.

Yüce milletimiz, onun açtığı aydınlık yolda geleceğe yürümekte ve yaşadığımız şu çalkantılı dönemlerde fikirlerine daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Türk Milleti olarak, Atatürk’ün önderliğinde kurulan ve hepimize emanet edilen Cumhuriyet sayesinde çağdaş ve yüksek  değerler elde ettik. Son zamanlarda ne yazık ki, İstiklal Savaşı’nda şehitlerimizin kanları pahasına  kazandığımız bu kutsal vatana ve bu topraklarda yaşayanlara, hâlâ, bölücü terör örgütü  ve arkasındaki destekçileri tarafından alçakça saldırılar yapılmaktadır. Atatürk’ün önderliğinde emperyalist güçlere karşı büyük bir millî gurur savaşı vererek bağımsızlık mücadelesini kazanan Türk Milleti dün olduğu gibi bugün de vatanını ve millî varlığını tehdit eden saldırılara cevap verecek azim ve kararlılıktadır. Çünkü  “Türk Milleti birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.” Aziz milletimiz, Gazi Mustafa Kemal’in çizdiği ilkelerle, aklın ve bilimin ışığında bugünlere gelmiş ve geleceğe de bu inançla yürümektedir. Türk Milleti, kendisine aydınlık geleceğin kapılarını açan Gazi’ye saygısını, bağlılığını, vefasını ve sevgisini, onun fikirlerini  yaşayarak ve yaşatarak göstermektedir. Bundan sonra da hepimize düşen görev, Atatürk’ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyeti ve onun değerlerini koruyup kollamak ve yaşatmak olmalıdır. Hepinizi, Gazi’nin Onuncu Yıl Nutku’ndaki şu sözlerini tekrar düşünmeye davet ediyorum: “Türk Milletinin büyük millet olduğunu bütün medenî âlem az zamanda bir kere daha anlayacaktır...Çünkü Türk Milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.”

Aramızdan ayrılışının 83. yılında Büyük Önder Atatürk’ü bir kez daha saygı, minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhu şad olsun ve kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ebediyete kadar milletimizle birlikte yaşasın.

24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ MÜNASEBETİYLE…

Aldığım davete icabet ederek yıllar önce , 24 Kasım 2008  günü “ Öğretmenler Günü”  münasebetiyle Düzce Üniversitesi’ nde yaptığım konuşmanın  başlığını, konusunu   ve ana hatlarını şöyle belirlemiştim:

Atatürk’ün Fikirleri Işığında İdeal Öğretmen

Konunun ara başlıkları ve ele alınacak kavramları da şöylece düşünmüş ve sıralamış, konuşmamızı bu minval üzere bina ederek sunmuştuk :

  • Atatürk’ün  eğitim üzerine düşüncelerinin ana noktaları:
  • Atatürk’ün fikir yapısı ve idealleri
  • Cumhuriyet yönetiminin fikir temelleri ve milli kültür
  • Eğitimde millilik, milletin  özelliklerini  ve ihtiyaçlarını bilmek
  • Yabancı  kaynaklı ve yıkıcı tesirlere karşı uyanıklık
  • Milletlerin kurtuluşu ve yükselmesinde eğitimin rolü
  • Eğitim işlerini yürütecek ideal öğretmenin vasıfları
  • Askeri ordu ile irfan ordusunun karşılaştırılması
  • Yüksek vasıflı nesiller yetiştirilmesi
  • Öğretmenlik mesleğinin güvenilir ellere teslimi
  • Gelecek nesillerin millet için önemi
  • Atatürk’ün büyük davası, ideali, eğitimin muhafızları
  • Atatürk, gençlik ve öğretmenler…
  • İlkokuldan üniversiteye eğitimin birliği

  “İdeal  Öğretmen”  kavramı üzerine tespitler

  • İdeal öğretmenin  tarihimizdeki örnekleri
  • Atatürk’ün değer atfettiği öğretmenler
  • Yenilik ve gelenek arasında öğretmen
  • Gençleri iyiye, güzele, doğruya  ilimle taşıyan öğretmen
  • Sağlıklı, çalışkan, ahlaklı, dürüst, vatansever, demokrat, hoşgörülü, aydın, kültürlü, cesur , şahsiyetli, şerefli, gururlu nesiller yetiştirenler
  • İdeal öğretmenin günümüzde olması gereken vasıfları
  • Dünyada ve bizde öğretmen
  • Dünün, bugünün ve yarının öğretmeni
  • Öğretmen yetiştirme meselemiz ve modellerimiz
  • Başöğretmen Atatürk ile  “ideal öğretmen”in buluşma noktası
  • Türkiye Cumhuriyetinin varisleri “Öğretmenler Günü”nü yeniden yorumlamalıdır, kaynakları, kökleri bilmelidir…  

Bu minval üzre diyebiliriz ki;

Öğretmenlik bir ideal ve aşk mesleğidir. Tarihten günümüze doğru milletimizin insan yetiştirme tavır ve iradesini “adam olma / adam etme” karar ve niyetini anlamadan, bu işi yapacak muallimlerin vasıflarını ve onlardan beklenenleri de anlamak kabil değildir.  Dâvâ, adam olmak dâvâsıdır. Mehmet Âkif  bir şiirinde “essah / hakiki muallim”i ararken, çırak tavırlı acemilere “Adam değil misin oğlum, gönüllüsün semere…”diye uyarır ve onlara “Adamlığın yolu neyse girmeye bak.” der. Adamlık, ince sanattır. Aranıp bulunması bir ömür alır. Maksuduna hakiki manada kavuşabilenler enderdir. Bu yolculuk kâmil rehberler gerektirir. İlimde, şahsiyette erenlerin dizi dibinde “düz odun taşıma terbiyesi” almayı, yorucu, yıpratıcı hayat derslerinden geçmeyi, “ateş denizinde mumdan bir gemiyle gidercesine” imkânsızın sınırlarını zorlamayı, çetin imtihanları göze almayı, kendi nefsiyle mücadele etmeyi  ister.

Gazi Mustafa Kemal, Cumhuriyet’in fikrî temellerini muallimlerin kuracağına inanmıştır. Atatürk, kendini yenileyemeyen, toparlanamayan, asrın icaplarına, maddi ve manevî planda ayak uyduramayan büyük devletimizin yıkılış yıllarının ıstırap yüklü nesillerinin bir temsilcisi olarak, fikir ve dava arkadaşlarıyla çağı okumuş, yorumlamış, çareler aramış, düşünmüş, yazmış, tartışmış, planlamış, icraata geçmiş ve ömrünün muhassalası yıllar içinde ileri seviyede ciddiye alınacak başarılara imza atmıştır. Yıkılan, yanan bir devleti ayağa kaldırmak ve onun küllerinden yeni bir devlet inşa etmek, büyük ve tarihî bir muvaffakiyettir, bu büyük başarı ona nasip olmuştur.. Ona göre savaş meydanlarında zafer kazanmak yetmez. Çünkü askerî zaferlerin ilim, sanat, ekonomi, eğitim ve sanayi zaferleriyle taçlandırılması beklenir. Bu işi başaracak olanlar, yetişecek yeni nesillerdir. O yüzden “Yetişmekte olan nesillere, en evvel, her şeyden evvel Türkiye’nin istikbaline ve millî benliğimize düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.” Bu vazifeyi deruhte edecek kimselerin  muallimler olduğunun şuurundadır. “Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” sözünün temelinde bu gerçek vardır. Bir fazilet ve ahlak rejimi olduğunu ısrarla belirttiği Cumhuriyet’in öğretmenlerinden  “fikri hür, irfanı hür, vicdanı  hür nesiller” istediğini bilhassa vurgular.

Bana göre 100. yaşına yaklaşan Cumhuriyetimiz, birçok bakımdan bir “Öğretmenler Cumhuriyeti” ve “İrfan Ordusu” mahsulü sayılabilir. 100 milyona doğru giden dinamik nüfusuyla, 300 milyona doğru kanat açmış Türk Devletleri Teşkilatı içindeki mümtaz rolü ile Türkiye Cumhuriyeti, eğer öğretmenlerimizin idealist gayretleri, fedakârlıkları olmasaydı belki daha perişan durumda kalabilirdi. İktisadî alanlarda yaşadığımız problemlerin sorumlusunun-şimdilik- siyaset ve ticaret erbabı sayıldığı malumunuzdur ve hatalarını düzeltecekleri temenni edilmektedir, düzelteceklerdir. Başka çıkış yolumuz yoktur.  İşte o zaman Türk Dünyasının muallimlerinin daha neler başarabileceği, hızını yavaşlatan engelleri aştıkça hangi ileri ufuklara uçacakları daha iyi anlaşılacaktır.

Öğretmen, has müşavirdir. Kendisine danışılan, fikri istenen, yol gösteren ilim irfan rehberidir. O sebeple muallimin yetişmesi son derece önemlidir. Hususi bir gayret ister. Öğretmen olacaklar iyi seçilmeli, özel bir eğitimden geçmelidirler. Onların seçiminde düşülecek her hatanın bedeli, sonraki nesillerce ödenir. Bunun acı örnekleri ne yazık ki zaman zaman yaşanmaktadır. Bir milyonu aşan öğretmen camiasının, 20 milyonu aşan öğrenciler toplumunun, 40 milyonu bulan velilerin, ana-babaların da yer aldığı bu muhteşem insan zenginliğinin meselelerinin her an ele alındığı bir TÜRKİYE ÖĞRETMEN AKADEMİSİ’nin  bile kurulmamış olması hayret vericidir. Siyasetçilerin bu ihtiyacı görememesi şaşırtıcıdır.

Gazi Mustafa Kemal’in “Millet Mektepleri” ni açtığı tarih sayılan 24 Kasım Öğretmenler Günü, aslında  her yıl yapılması gereken Millî Eğitim Şûrâsı’nın da toplanacağı bir hafta olmalıdır. Öğretmen Okulları tecrübesi 1848’den bu güne neredeyse iki asra yaklaşan mazisiyle, sevgili ülkemizde aziz milletimiz çok daha ileri atılımlar beklemekte, ihmal ve bahaneleri hoş görmediğini her vesileyle ifade etmektedir. Biz de bu büyük potansiyeli yönlendirecek çalışkan, ufuklu, mütefekkir, eser sahibi Maarif Bakanları özlemekteyiz. Makam ve unvan değil, idealizmin, mahviyetkârlığın, merhametin, vefanın, müsamahanın, adalet ve cesaretin şahsiyetinde tecessüm edeceği Millî Eğitim Bakanları da inşallah gelecektir. Şimdiye kadar görev yapan bakanların çoğunun alan dışından gelmeleri onların talihsizliği olmuştur, ya görevlerinde uzun süre kalamamış veya hayal kırıklığı ile ayrılmışlar, ne yazık ki isimleriyle  birlikte- istisnalar dışında- unutulup gitmişlerdir.

Gazi Mustafa Kemal’in bir gazetecinin sorusuna şu manidar  cevabı beni  hep düşündürmüştür: “Cumhurreisi olmasaydım, Maarif Vekili olur, memleketimin evlatlarının eğitimi ile meşgul olurdum..” Millî Eğitim bakanlarında bu idealizmin ve şuurun bulunması şarttır. Çekirdekten yetişmeyen, fildişi kulelerinden çıkamayan, kendi sınırlı ufkunu aşarak istişareler yapmayan, Millî Eğitim üzerine yazılmış yüzlerce yazıyı, makaleyi, bildiriyi çizerek, düşünerek, not alarak okumayan bir Bakan nasıl olur da başarılı olacağını zanneder, anlamak mümkün değildir. Problem; bunca mesele varken bakanların nasıl olup da uyuyabildikleridir. Onlar belli ki Bilge Kağan’ın 1300 yıl önce taşlara kazdırarak yaptığı şu tarihî uyarılardan da habersizdirler : “ Türk Milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kültigin’le sözleştik. Az milleti çok kıldık. Giyimsiz ve fakir milleti bay / zengin kıldık. Bu sözümde yalan var mı ?” Bu hesap verme ciddiyet ve tavrı 21. asrın devlet adamlarında yoksa “Ört ki ölem !” diyor bizden öncekiler. Biz ise daima ümitvarız ve bir gün Türk Millî Eğitiminin en önemli meselesinin öğretmen yetiştirmek olduğunu idrak edecek kadrolar da gelecektir.

Öğretmenlerin İTİBARLI, BİLGİLİ, RUHEN VE BEDENEN SAĞLIKLI, BAKIMLI, DÜZGÜN GİYİNEN, OKUYAN, YAZAN, GÜLER YÜZLÜ, TATLI DİLLİ, UFUKLU, ÇAĞININ FARKINDA, MÜTEFEKKİR TAVIRLI, DEMOKRAT, CESUR, MEDENÎ, KİBAR, HOŞGÖRÜLÜ, MÜTEBESSİM BİR  CİDDİYET SAHİBİ, HÜRRİYET İÇİNDE DİSİPLİNLİ, SADE DİNDAR, MİLLÎ HASSASİYETLERİ YÜKSEK, BAŞKA MİLLET VE KÜLTÜRLERE DE SAYGILI, EKONOMİK VE SİYASİ GELİŞMELERLE İLGİLİ, FANATİZMDEN UZAK, SABIRLI, DÜZGÜN KONUŞAN, AİLE HAYATLARI MAZBUT, ÇELİK BİR İRADE SAHİBİ OLDUĞU KADAR KADİFE ELDİVEN İÇİNDE DEMİR YUMRUK TAŞIYACAK KADAR SAĞLAM YAPIDA VE MÜŞFİK, MAZLUMUN VE MASUMUN SIĞINAĞI, ZALİMİN HASMI, TARİH KÜLTÜRÜ VE ŞUURU YÜKSEK, SANAT VE EDEBİYAT ZEVKİ GELİŞMİŞ, MUSİKİ VE MİMARİDEN ANLAR, MİLLÎ OYUNLARI BİLİR, GİRDİĞİ CEMİYETTE GURUR VE İFTİHAR VESİLESİ OLAN, HİTABETİ VE SOHBETİ DİNLENEN, HER HÂLİYLE GÜVENİLEN…hülasa üstün insânî-İslamî-millî  vasıflarla mücehhez bir şahsiyet olabilmesi çok iyi yetişmesine bağlıdır. Bu da; başlangıcından, ilk-orta-lise çağlarından itibaren seçilip takip edilmesine, nihayet TÜRKİYE ÖĞRETMEN AKADEMİSİ’nde  alanının ülke çapındaki mükemmel hocalarından son terbiyeyi alarak mezun olmasına, bayrağımızın dalgalandığı her okulda görev almayı istemesine, oralarda da vazifesini ne ölçüde yaptığının değerlendirilmesine bağlıdır. Bu  vasıflara sahip muallimlerin yetiştireceği çocuk ve gençlerimizin zayıf yahut vasat kalmasına imkân ve ihtimal var mıdır ?

Bu soruya cevap vermedikçe 24 Kasımları anlamış sayılamayız. Gazi’nin emanetini de korumuş olamayız. İnşallah hayırlı gelişmeler olur. Ebediyete intikal eden bütün muallimlerizin ruhları şad olsun, “Öğretmen Okulları Marşı”nın duygulandırıcı sözleri de unutulmasın :

“Alnımızda bilgilerden bir çelenk / Nura doğru can atan Türk genciyiz

Yeryüzünde yoktur olmaz Türk’e denk / Korku bilmez soyumuz…

“Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun

Yurdum seni yüceltmeye andlar olsun…”