Cumartesi

26.8 °

Pazar

28.9 °

Pazartesi

26.9 °

  • BIST 100

    2.554%0,43
  • DOLAR

    16,8806% -2,72
  • EURO

    17,8246% -2,48
  • GRAM ALTIN

    987,71% -2,77
  • Ç. ALTIN

    1629,7215% -2,77

Prof. Dr. Mehmet Mehdi ERGÜZEL


Yarım Asırlık Bir Dergi: Türk Edebiyatı (2)

Türk Edebiyatı Dergisi ve Kabaklı Hocanın eserleri üzerinde ayrıntılı çalışmalar hazırlayan, bir kısmını makale ve kitap haline getiren Dr. Erol Ülgen ile İsa Kocakaplan beyler, bu derginin son yarım asrın millî edebiyatımızdaki mümtaz yeri hakkında bizimle aynı fikirdedirler.


Türk Edebiyatı Dergisi ve Kabaklı Hocanın eserleri üzerinde ayrıntılı çalışmalar hazırlayan, bir kısmını makale ve kitap haline getiren Dr. Erol Ülgen ile İsa Kocakaplan beyler, bu derginin son yarım asrın millî edebiyatımızdaki mümtaz yeri hakkında bizimle aynı fikirdedirler. Dergimiz, Türk Edebiyatı tarihine geçmiştir ve onun sayılarından yapılacak, mevcutlardan farklı derlemelerle çok daha faydalı mülakat kitapları, yeni şiir, hikâye, deneme  antolojileri  ortaya çıkabilecektir.

Aslında Aralık 2021’de 600. sayısına ulaşması gerekirken, 1975-76 yıllarında maddî sıkıntılarla yayınına ara vermek zorunda kalmış olan dergimiz,  Cumhuriyetimizin 100. şeref yılına ulaşacağı -tam da- Ekim 2023’te 600. sayısını yayınlayacaktır inşallah. Ben 600. sayıya doğru giderken, dergimizin 50 yıllık bütün yazar, şair kadrosunun, yazı, şiir, mülakat ve diğer çalışmalarının, zengin bir dizin hâlinde bir yüksek lisans tezine yakışacağını düşünüyorum. Gerçi ilk 500 sayının “flaşbellek” denilen alete yüklenerek abonelere hediye edilmesi, hayırlı olmuştur ancak bu defa da 600 sayının yazı, şiir ve isimlerinin tasnifi ve kısa yorumlarıyla sunulacağı bir tez, “Yeni Türk Edebiyatının son 50 yılını aydınlatacak” kıymetli  çalışmalardan biri  olabilir.

Rahmetli Kabaklı Hoca ile yaklaşık 250 derginin  hazırlık  toplantısında beraber bulunduk. Hiçbir toplantı 10 saatten kısa olmadı. Önceden okuyup tasnif ederek hazırladığımız yazı ve şiir dosyalarından seçtiklerimizi Hocanın huzurunda tek tek okur, değerlendirirdik. Hepsini sabırla saatlerce dinler, sonraki sayılar için görüşlerimizi alır, planlamalar, görevlendirmeler yapardı. Biz ondan, yıllar içinde, “Millî bir edebiyat dergisi nasıl yönetilir ve yaşatılır ?” sorusunun cevabını öğrendik. Sosyal münasebetlerinde son derece medenî ve kibar olan Hoca, millî meselelerde o ölçüde tavizsiz ve hassas idi. Sonuna kadar dinler, düşünür, konuşur, güvenir,  vazife ve yetki verir, yakınları olan bize sahip çıkardı. Bizden biri, günün her saatinde kendisine ulaşabilirdi. Vakıf ve dergi, onun hayatının en değerli millî ve manevî servetiydi. “Müslüman Türkiye”yi “Mabed ve Millet”le inşa eden “Muhammmed Oğuz Oğulları”nın, “Kültür Emperyalizmi”nin pençesine düşmeden, “Ecurufya”lardaki “Bizim Alkibiadis”lerin oyunlarına gelmeden, “Bürokrasi ve Biz” dengelerine dikkat ederek, “Yunus Emre”, ”Mevlana” ve “Mehmet Âkif”i okuyup anlamak kaydiyle, “Nedim”le şenlenerek “Edebî İncelemeler” yapmalarını tavsiye eder, “Sohbetler”i takiben, ciltler tutan “Türk Edebiyatı” nın sayfalarına “Gün Işığında” ve ay aydınında yeniden dalar giderdi. Milletimizin, asrın idrakine Türklüğü ve İslam’ı tekrar be tekrar nakşedeceğine inanmaktaydı. Ona göre “Yiğit düştüğü yerden kalkar” ve yeni fikir fetihlerine koşardı. Türk Edebiyatı Dergisi, yetişmekte olan nesillere, kendi şahsiyetini korumak kaydıyla, “Biz ruhu”nu kazandıracak, dünyanın en güzel dili Türkçeyi sevdirecek bir manevî kaleydi ve korunmalıydı. Bu dergi Kabaklı Hoca’nın kendi hocalarından ve ailesinden devraldığı Türk-İslam ruhunu, çağdaş dünyanın sanat ve edebiyat hareketlerini 50 yıl boyunca tanıtma istikametinde vazife icra etti ve manevî varisleri yoluyla inşallah devam edecek. Bu ruh, geçmiş asırlardan günümüze intikal eden 1300 yıllık yazılı edebiyatımız kadar Yunus Emre ve Karacaoğlan’la sembolleşen sözlü şaheserlerimizi de içine almaktadır.

Türk Edebiyatı’nın yazı kadrosuna 4. sayısından itibaren 1972 Nisan’ında 20 yaşımda, Fakültemin 3. sınıf öğrencisi iken, Hocanın teşviki ve görevlendirmesi ile katılmak, hayatımın  şeref sayfalarındandır. Zaten ilk sayısından itibaren cemiyet toplantılarında yer alıyor, 1970 sonlarından beri de yakın  öğrencisi iki gençten biri olarak, dergi hazırlıklarına arkadaşımla birlikte katılıyor, hocalara  çay ikram ediyorduk.. Ocak 1972’de okul dergimiz Pınar’da “Öz Musikimiz” başlıklı ilk yazım, bundan 6 ay önce de TMTF’nin Türk Gençliği dergisinde Malazgirt Zaferinin  900. yılına ithafen “Malazgirt Rüyası” isimli ilk şiirim yayınlanmıştı. Fakat Türk Edebiyatı Dergisi’nde hocalarımla aynı kadroda yer almak, benim için anlatılamaz güzellikte bir iftihar vesilesiydi. Kadim sınıf arkadaşım, 54 yıllık enis-i bî-bedelim Turgut Güler bey ile müştereken “Dergiler Arasında” yazımızı, geç saatlere kadar uğraşarak tamamladığımızda, içimiz “acaba”lar ve “oldu mu”larla doluydu, sonra Hoca’nın “olmuş, aferin”lerine  alıştık. Birkaç ay bu yazılar devam etti sonra müstakil yazılar yazmaya başladık. Öğretmen olup atandığımda ayın edebî hercümercini anlatan, “Edebiyat Takvimi”nde, o ay doğan-ölen şair ve yazarlarla ilgili denemelere devam ettim. 1982’yi takiben, hocam yeni çalışmalar için görevler verdi. Jüriler, yazı kurulları, TV programı eleştirileri, yarışma ve konser takdimleri…gibi faaliyetlerle zaman akıp gitti. Bazı gruplaşmalardaki acemiliklerime rağmen Hoca beni hep yanında tuttu, “taraf olmayıp kendi safında olmaya davet etti” ki haklıydı, çünkü tecrübeleri böyle olmasını gerektiriyordu. Şimdiki benim hâli gibi…Bir taraftan da 10 yıl ara vermek zorunda bırakıldığım doktoramı tamamlamamı temenni ediyordu.

Yıllar su gibi akıp giderken, Cağaloğlu’ndaki Yeşilay binasında bulunan dar yerimizden 1985’te Sultanahmet’teki,  Vakıflar’ın tahsis ettiği Tarihî Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi binasına geçtik. Zemin üzeri iki katlı, kubbeli, odalarla dolu, geniş ve aydınlık bu binada renkli, zevkli, yorucu güzellikte çalışmalara imza attık. Küçük fasılalarla bu binada, dergiyi 15 yıl kadar Hocanın riyasetinde 330. sayıya kadar getirdik. Şimdi 600. sayılara yaklaştığımıza BÖzel Sayılar çıkardık: Yahya Kemal Sayısı, Necip Fazıl Sayısı, Türk Dünyası Sayısı, Namık Kemal Sayısı, Mehmet Akif Sayısı, Yunus Emre Sayısı, Mevlana Sayısı, Ömer Seyfeddin Sayısı, Nef’î Sayısı, Destan Sayısı, Halı Sayısı, Anadolu Medeniyetleri Sayısı, Mehmet Kaplan Sayısı, Eğitim Sayıları, Çocuk Edebiyatı Sayısı…Yarışmalar, özel günler, konserler ile Vakıf, Hoca’nın etrafında sema eden  tam bir kültür merkezi olmuştu. Ö. Seyfeddin Hikâye Yarışmaları, Senaryo Yarışması, Vakıflar Deneme Yarışması, Çocuk Edebiyatı Yarışması, 7 Büyükler, 11 Büyükler Programları, AKM’de Türk Sanat Müziği Konserleri, ünlülerle ve siyasilerle  röportajlar…Türkiye’nin millî kültür ve edebiyatına dair her konu bizi ilgilendiriyordu. Çünkü Hoca gazetedeki yazılarıyla “Türkiye’nin vicdanı ve sesi” olmuştu. Vakıf ve Dergi ise bu gür sesin kültür ve edebiyata yansımasıydı. Biz rahmetli C. Bayar’ı, A. Türkeş’i, B. Vahapzade’yi, O. Sinanoğlu’yu, sinemanın ve sanat dünyasının ünlülerini ve birçoğu artık ebediyete intikal etmiş olan şahsiyeti Vakıf’ta gördük ve dinledik.

Hoca’ya 1997’de AKM’de muhteşem bir törenle “Yazı Hayatının 50.Yılı Münasebetiyle” “Şeyhülmuharrirîn” (Yazarların Şeyhi) unvanı tevdi edildi. Türkiye’deki bütün millî müessese ve vakıfların katılımıyla Hocayı çok memnun eden bu şölen, tam bir vefa örneğiydi. “Milletin Evladı Ahmet Kabaklı”, 50 yıllık hocalığının ve  milletin sesi olarak kaleme aldığı binlerce yazının nişanesi olan bu gözler ve gönüller aydınlatan akşamda en duygulu zamanlarından birini yaşadı. Aynı aylar içinde bize hocalık yaptığı Çapa’daki okula “Ahmet Kabaklı Anadolu Öğretmen Lisesi” adı, bizzat Millî Eğitim Bakanı’nın katılımı ile okul salonunda hakikat oldu. Bu törenlerde yaptığı nazikâne konuşmalarda millî mesajlar vererek, yetişmekte olan bütün nesillere millî dilimizi, edebiyatımızı, tarihimizi ve mukaddeslerimizi öğretip sevdirmemiz gerektiğini, güzel fakat tavizsiz üslubuyla anlattı, dinletti.

“Gelimli gidimli dünya, son ucu ölümlü dünya”, onu beklemediğimiz bir zamanda, 2000 yılının kış başında yakaladı, kış ortasında da aldı götürdü. Halbuki ben Rahmetliyi, ameliyat sonrası ziyaret ettiğimizde onun da duyacağı şekilde yanımdaki arkadaşıma “Hoca kalbindeki 5 damarını değiştirdi, beşerden 25 yıl garanti, sonrası Allah kerim..” gibilerden hoşuna gideceğini sandığım tebessümlü bir latife göndermesi yapmıştım, Yarı sitemli “Mehdi seni döverim.” demesi boşuna değilmiş. Ne bilirdim ki ancak 40 günü varmış, rahmetli Servet’in kolunda Sultanahmet’te yürüme temrini yaparken yüzüne yansıyan acıyla bakışı onu son görüşüm olacakmış. Kış, zalimliğini yaptı. “Ecel aldı, yer gizledi, fani dünya kime kaldı ?” Beş ciltlik muhteşem eseri, bildiğimiz biyografileri ve edebî incelemeleri  dışında Türk Edebiyatı Dergisindeki 330’a yakın yazısı ve yetiştirdiği binlerce talebesi, onun en önemli ve hayırlı eserleridir.

1000. sayıyı da geçmesini temenni ve dua ettiğim bu mecmua, Hoca’nın, başında bulunduğu ilk 330 sayısındaki çizgisini sonraki 300’e yakın sayıda da asla bozmamış, emaneti  devralan yeğenleri, arkadaşları ve öğrencileri Vakfı ve  dergiyi, itibarla korumuşlardır. Rahmetli Servet Kabaklı’nın gayretlerini saygıyla yad ediyoruz. Şimdiki Vakıf Başkanı Serhat Kabaklı’yı, millî sanatçımız Esat Kabaklı’yı ve ailenin vefalı üyelerini, Hocanın hatıra ve emanetini liyakatle muhafaza etmiş olmaları bakımından tebrik ve teşekküre şayan buluyoruz.

Bendeniz, Çapa ve Ortaköy’deki sınıflardan -belki de- en eski talebesi sıfatıyla onun “manevi evlatlarından biri” olarak, adı güzel Türk Edebiyatı Dergisi’ni, millî dilimizin. yüksek Türk kültürünün, zengin ve muhteşem Türk Edebiyatının, Cumhuriyetin 50 yılına yakın  inşa edilen ve ebediyyen yaşayacak olan kalelerinden biri olarak gururla ve hürmetle selamlıyorum. Bu millî kalenin mimarı Kabaklı Hoca’nın aziz ruhuna Fatihalar gönderiyorum. A. Nihat Asya’nın ifadesiyle “Yıldızların söneceği güne” kadar Türklük ve Türkçe yaşasın, diyorum. Bu dergide 50 yılda yüzlerce yazı, şiir, mülakat, değerlendirme yayınlandı. 4-5 nesilden yüzlerce kalem sahibi, eserlerini burada neşretti. Türk Edebiyatı Tarihini yeniden yazacak olanlar, Cumhuriyet tarihimizdeki en ömürlü ve zengin 10 dergi içinde Türk Edebiyatı’nı mutlaka ilk üçte değerlendirmek zorunda kalacaklar, sonraki edebî hareket ve gruplara tesirlerini de tespit etmek durumunda olacaklardır. Bir fani için böyle hayırlı izler bırakmak, ne kadar şerefli bir hayatın hediyesi olmalı ki imrenmemek mümkün değildir. Türk Dilini, Türk ve İslam dünyası kadar insanlık âlemine  açılacak günlere de ulaşmasını dilediğimiz dergimizin 50. yaşı kutlu ve mübarek olsun…