Perşembe

25.2 °

Cuma

27.9 °

Cumartesi

27.8 °

  • BIST 100

    2.418%1,81
  • DOLAR

    16,3912% 0,16
  • EURO

    17,5472% 0,44
  • GRAM ALTIN

    974,46% -0,03
  • Ç. ALTIN

    1607,859% -0,03

Kâmile GÜLGEZEN


Türkçüler Günü Kutlu Olsun.

Türkçüler Günü Kutlu Olsun.


II. Dünya savaşı  başlayıp  Almanların Rusyaya saldırmasıyla çok sayıda kızılordu askeri  esir edildi.  Esirler arasında   Türkler de  bulunuyordu.  Bu esir   askerleri Ruslara karşı kullanmak için, Almanların aklında  Türkistan lejyonu oluşturma fikri vardı. Bu amaçla   Türkiye’deki Alman büyükelçisi Franz von Papen aracılığıyla Türkiye’de yardım talep edilmesini kararlaştırdılar. Bu destek karşılığında,  Almanlardan savaş sonrası Kafkasya ve Türkistan için bağımsızlık istendi.Fakat bu söz verilmeyince görüşmeler kesildi.Alman ırkçılığının yükseldiği o günlerde Alman Dışişleri Bakan Yardımcısı Hending  “Türk Genelkurmay Başkanı’nın, Türk-Alman ilişkilerinin Turancılık fikrine dayanabileceği”ni söylediğini belirtmiştir. Ayrıca Başbakan Şükrü Saraçoğlu’nun 5 Ağustos 1942 tarihinde Meclis kürsüsünde okuduğu kabine programı esnasında “ Arkadaşlar, Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan ve azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz ve her vakit bu istikamette çalışacağız. Dünkü Türk gençleri müstakil ve hür bir vatana malik olmak şuurlu ve mütecanis bir millete mensup olmak, memleketi müspet ilimlerle idare etmek ve vatanın hayat ve servet membalarını memleketin elinde görmek istiyorlardı. Bugün bütün bu idealler birer birer tahakkuk etti” derken meclis alkıştan inliyordu.Fakat  savaşın seyri  Rusya lehine değişince bu Türkçü söylemlerin siyasi hamleden öte gitmediğini gösteren gelişmeler yaşanmaya başladı.  II. Dünya Savaşı sonrasında özellikle komünizm ve emperyalizm tüm dünyayı elde etme yarışına girmişti. Bu karışık düzende Türk devletinin yaşayabilmesi ve varlığını sürdürmesi için Türkçülüğü ilk şart, Turancılığı ise ikinci şart olarak gören Nihal Adsız ve arkadaşlarının  çıkardığı 1 Mart 1944 tarihli Orhun dergisinde Atsız tarafından kaleme alınan “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup” ile aynı derginin 1 Nisan 1944 tarihli  sayısında yayınlanan “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup” adlı yazısıyla, Sovyetler Birliği'nin savaşı kazanma sürecine girmesi üzerine Türkiye’deki komünist etkinliklerine dikkat çekiyor ve bunların eğitim alanında yapacağı yıkıcı etkilere  hükümetin dikkatini çekiyordu. Bu  yazılar büyük infial yarattı, baskıcı mekanizmalar devreye girdi ve  zaman Türkçülük aleyhine işlemeye başladı.Atsız’ın bu suçlamaları karşısında,  aralarında  Sabahattin Ali ve Hasan Ali Yücel'in de olduğu bazı isimler Hüseyin Nihal Atsız’a  hakaret davası açtılar.Dava   büyük ses  getirdi.   Ankara’ya gelen Atsız, gençler tarafından coşkuyla karşılandı. Mahkemenin, 3 Mayıs’ta gerçekleşen ikinci oturumunda, başkentte, milliyetçi öğrencilerin Atsız lehinde nümayişi patlak verdi. Gençler,İstiklal Marşı okuyarak, Ankara Ulus Meydanı'na doğru yürüyüşe geçtiler. Başbakanla görüşme talepleri kabul görmeyen 165 genç güvenlik birimlerince gözaltına alındi. Bu yürüyüş gelecek baskıların habercisiydi. 16 gün sonra devrin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü,   19 Mayıs nutkunda,  “Dünya olaylarının bugünkü durumunda Türkiyenin ırkçı ve Turancı olması lâzım geldiğini iddia edenler hangi millete faydalı, kimlerin maksadına yararlıdırlar? Türk milletine yalnız belâ ve felâket getirecek olan bu fikirleri yürütmek isteyenlerin Türk Milletine hiçbir hizmetleri olmayacağı muhakkaktır. Bu hareketlerden yalnız yabancılar faydalanabilirler. Fesatçılar yabancılara bilerek mi hizmet ediyorlar? Yabancılar fesatçıları idare edecek kadar yakından münasebette midirler? Emin olabilirsiniz ki Vatanımızı bu yeni fesatlara karşı da kudretle müdafaa edeceğiz.” diyerek Türkçüleri, vatan hainliği ve fesat çıkarmakla suçladı.Tarihe  siyasi döneklik  vesikası olarak geçen konuşmada  Adsız ve arkadaşlarını çok ağır bir dille  mahkum etti. Bu konuşmadan yaklaşık 3 ay sonra, 7 Eylül 1944’te, 23 Türk milliyetçisi “nizam düşmanlığı”, “gizli cemiyet kurmak”, “hükûmeti devirmeye çalışmak” gibi mesnetsiz suçlamalarla tutuklandı ve İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesinde 29 Mart 1945’e kadar 65 oturum halinde sürecek olan meşhur “Irkçılık – Turancılık” Davası başladı. Bu süre zarfında Türk Milliyetçiliğinin , lambalar altında  tabutluklarda  ezilmeye sindirilmeye çalışıldığı çileli bir döneme girildi.. Türklük  düşmanlarının  yanında  yer alan   değişik cenahtan gruhlar, sözde aydınlar,  resmi devlet otoritesini  baskısı  ve arkalarına aldıkları bir kısım basın ile  memleket üzerinde iki yıl, bir zulüm kasırgası estirdiler.Sonuçta hertürlü baskıya rağmen, vicdanlı ve namuslu hakimlerin  kararları ile  tüm sanıklar beraat ederek,  isnad edilen suçlardan aklandı. 

3 Mayıs 1944’a  kadar yalnız duygu ve düşüncede olan Türkçülük, siyaset üstü olup ve bir siyasi hareket değildi. Devrin  yönetiminin milli düşünceleri yargılamasından sonra birdenbire harakete, eyleme  dönüştü. Devrin hükûmetini korkutan  kitlesiyle, bir “taraf” olduğunu  o gün  gösterdi. Cumhuriyet tarihinde ilk defa  yaşanan bu  tepki ve yürüyüş , Türk milletinin  seçkin evlatlarını tabutluk işkencelerine sürüklese de Türk Ülküsünün güç kazanması 3 Mayıs’ı bayraklaştırdı. Tophane Askerî hapishanesinde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere  tutuklu olan tüm Türkçüler 3 Mayıs tarihli “Ankara Nümayişi”‘nı anmak amacıyla, sosyal yapıdaki en büyük silah ve güç olma özelliğini korurken, Türklüğün yargılanmasının hiç unutulmaması için 3 Mayıs’ı bayram  yaptılar.Adsız, yıllarla süren büyük ızdıraplara ragmen 3 Mayısa bayram demenin   nedenini “ Çünkü bunca sıkıntıların arasında bize büyük bir imtihan vermek, yürekliyle yüreksizi er meydanında denemek, yahşi ile yamanı ayırmak fırsatını vermiştir. Böyle sağlam bir sonuca varmak için çekilen bunca sıkıntılar boşa gitmiş sayılmaz diyerek  açıklamıştır.

 Türk Milleti var oldukça. Onun  varlığını, özgürlük  ve bağımsızlığını, dilini, inancini, refahını ve kültürünü koruma ve kollama yolunda , bu yola  başkoyan, mücadele eden  kahramanlarına  minnettar olacaktır.NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!