Perşembe

25.2 °

Cuma

27.9 °

Cumartesi

27.8 °

  • BIST 100

    2.418%1,81
  • DOLAR

    16,3912% 0,16
  • EURO

    17,5472% 0,44
  • GRAM ALTIN

    974,46% -0,03
  • Ç. ALTIN

    1607,859% -0,03

Prof. Dr. Mehmet Mehdi ERGÜZEL


Nefsin Oyunlarına Dair…

Prof.Dr. M. Mehdi ERGÜZEL


23 Ekim 2021

İnsan, nefsinin şuurunda olan bir varlıktır. Bu bir kölelik tercihidir. Bu tercih, bütün hayatı isteklerle doldurur. Nefsinin zalim eline, iradesinin hürriyetini  kaptıranların hâli yamandır. Bütün mesele, nefse rağmen dengeyi bulabilmek, ihtirasların pençesine düşmemektir. Aksi hâlde hayat çekilmez bir eziyete döner. Üstelik insana kendi nefsinin tahrikleri dışındaki sayısız nefis, binbir imkân sunmakta, kanaatkârlık tadını bozarak huzurlar kaçırmakta her türlü oyunu, hileyi yapmaktadır. Nefis denilen “bin bir başlı ejder, vücudunu zümrütleyen (ihtirasların kudurttuğu) derisinin keskin ürperişleriyle anbean kımıldandıkça etrafını da kasıp kavurur. Kendini mahvettiği gibi, yakınlarının acı akıbetine de sebep olur.

Kör nefsin elinde oyuncak olanlar, “bir bardak suda fırtınalar koparırken” -ne yazık ki- başlarını kaldırıp da engin bir mânâlar ummânı içinde olduklarını fark etmekten mahrumdurlar, nasipsizdirler. Olgun ruhlar, yani eskilerin insan-ı kâmil dediği tevazu ve terk erbâbı ise , davetkâr maddeler âleminin –güyâ- nimetlerini görmezden gelmekte veya elinin tersiyle iterek yok saymaktadır. “Bir lokma bir hırka” sözüyle ifadesini bulan az ile yetinme mahviyetkârlığı onları mânen teyakkuz / uyanıklık hâlinde tutmaktadır. Nefsinden tamamen kurtulduğunu sananlara bile bu izin verilmemiştir.

Nefis bir canavardır, diyenler haksız sayılmaz. Nefsinin şahlanan atına binmek zorunda kalanlar, perişan olurlar. Ayakları yere basana kadar neye uğradıklarını anlayamazlar. Üstelik nefsin saltanatına rıza gösterdikleri ve onunla ittifak ettikleri bu “gözü kör eden, basireti bağlayan zamanlarda, dayanılmaz manevi ıstıraplara dûçâr olmalarına rağmen “kudurmuş gibi şahlanan attan inmeyi göze alamaz yahut akıl edemezler. Bu dayanılmaz bir esarettir. ”Boşa koysan dolmaz, doluya koysan almaz. Hür başını kendi nefsinin veya başka nefislerin yularına taktırmayı seçenler, esirliklerini saltanat zanneder, yalamak zorunda bırakıldıkları kemikleri de ziyafet sanırlar.

İhtiraslarının peşinde ömür tüketenlerin, gururlarını yerlerde süründüren bitmeyen arzuları; kendilerini , şairin “Yeyin efendiler yeyin, bu hân-ı iştiha sizin / Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yeyin !” zavallılığına düşürür. Bu mısralara muhatab olmayı, hiçbir şerefli âdemoğlu istemez. Böyleleri  için halkımız acı hükmünü vererek; “Onların gözünü ancak toprak doyurur“ demekle uyandırmak ister ama İbrahim Ethem olup yollar düşmek, her kişinin değil er kişinin kârıdır. Bir başka İbrahim, Hakkı Erzurumî’dir ki herkesin okuması gereken ibretler mecmuası ve manzumesi muhteşem eseri Tefvizname’sinde “Sen nefsine yan çıkma!” ikazıyla beni defalarca sarsmıştır. “Bin mağara açmış gibi uzun uzun uluyan” nefis ejderhasına karşı direnen ve “varlığının dar hendesesinden çık ! ” nasihatine kulak veren her âdem evladı, vesveselerin kırbacından kurtulup, kibrin burnunu yerlere sürtebildiği, secdelere kapanıp ak alnını yücelttiğinde, sular durulur, şeytanî kışkırtmalar yüz geri eder, nefsanî belalar gönülden içre girecek kapı bulamaz,  rûhânî güzellikler faslı başlar.

Dava, istememektir. Fani dünyanın incisine, boncuğuna takılmamaktır. Güller açar ve solarlar. Hiçbir varlık bâki değildir.

Ancak;

Bütün bu maddeler âleminin dağdağası dışında yaşama kararında olanlardan başka,  bir de sorumlular, hayatı çekip çevirenler, hüküm ve karar erbabı vardır ki onlar ümerâdır, “saçı bitmedik yetimin, gözü yaşlı garibin, sahipsizin, yalnızın, hastanın, çaresizin, işsizin, güçsüzün, eli böğründe kalakalmış herkesin…” derdine derman, sofrasına lokma, testisine su, uykusuna yastık olmakla mükellef bir câmiâdır ki adları  her devirde değişse de etkili, yetkili ve hüküm sahibidirler.  “Dicle’nın kenarında kurdun kaptığı koyunun hesabı” onlardan sorulur, adaletle, şefkatle, insafla, merhametle masumun başını okşayacak “tencerede et mi dert mi kaynıyor ?” feryadını duyacak onlardır. Onlar hakikatlerden bîhaberse veya kulaklarını kederli hıçkırıklara kapamışlarsa, bir gün kader hükmünü icrâ eder, göklere yükselen garibin âhı yerde de kalmaz , şair Nabî’nin : “Top-ı âh-ı inkisara pâyidâr olmaz yine / Kişver-i câhın nice sengin hisârın görmüşüz.. ikazı hakikat oluverir. Nefsin kaleleri yıkılır. ”Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görenler böyle demişlerse bir bildikleri vardır. İşte o zaman Necip Fazıl’ın “Çile”sinde ifadesini bulan şu mısralar daha iyi anlaşılacaktır :

“Diz çök, ey zorlu nefs, önümde diz çök ! / Heybem hayat dolu deste ve yumak;

Sen, bütün dalların birleştiği kök, / Biricik meselem; Sonsuz’a varmak…”

Allah hepimizi nefsin oyunları içinde maskara olmaktan korusun. Nefislerin tabiî ihtiyaçlarını korumakla memur, ümeraya ve onların dertlerini anlatmaya memur üdebâya ve tefekkür ehline de akıl, fikir ve insaf ihsan eylesin, dertlere derman olacak  ârif ve âlimleri aramızdan eksik eylemesin…

***

23 Ekim 2019  · 

İlim irfan ehli, gayet âlimane, ârifâne ve zarifâne

bir üslupla olup biteni değerlendiriyor..

Ben de tesadüfen, birkaç medyatiğin açıklamalarını,

"olmayan gazeteciler"den bazılarının sorularına cevaplarını

ve güya yönlendirmelerini TV'den zor bir tahammülle dinliyorum.

Aba altından sopa gösteriyor, "siyaset matematiği"nden

söz açıyorlar. Bu gelişmelerden kimlerin zararlı veya kârlı çıkacağını,

"kerameti kendilerinden menkul" bir üslupla,

üst perdeden pes dedirtecek pest bir sesle söylüyorlar.

Ne alakası varsa, millî hassasiyetleri çatık kaş derecesinde keskin bir camiaya "Dr.Reşit Galip dersi" vermeye kalkıyorlar. Kendi bilgilerinin sınırlarını ne sanıyorlarsa, bu gelişmeden birtakım azınlık ırkçılarının rahatladığını bile dillendirmeye cüret edebiliyorlar.

Mütefekkirsiz kalan hayatımızda bilhassa son kırk-elli yılın, eserlerinin yeni yetişenlerce mutlaka okunması gereken şu kırk-elli kişisinin, fikir ve siyaset erbabının, kalemini kılıç eyleyenlerin olmadığı; Yahya Kemal, Mehmet Âkif, Peyami Safa, A.Nihat Asya, H.Nihal Atsız, N.Fazıl Kısakürek, O.Yüksel Serdengeçti, Tarık Buğra, Ahmet Kabaklı, Samiha Ayverdi, N.Sami Banarlı, Nurettin Topçu, R.Oğuz Arık, Mehmet Kaplan, Faruk K.Timurtaş, İbrahim Kafesoğlu, Faruk Sümer, Ayhan Songar, Muharrem Ergin, Ergun Göze, M.Necmettin  Hacıeminoğlu, S.Ahmet Arvasi, Erol Güngör, Necdet Sevinç, Turan Yazgan, Cemil Meriç, Yılmaz Öztuna, Ahmet S. Güner, Atilla  İlhan, Uğur Mumcu, Çetin Altan, Altan Deliorman, Aytunç Altındal, H.Celal Güzel, Ayvaz Gökdemir, Y.Nuri Öztürk, Necip Hablemitoğlu, , Dilaver Cebeci, N.Yıldırım Gençosmanoğlu, Abdürrahim ve Bahattin Karakoçlar, Ö. Lütfi Mete, Alpaslan Türkeş, Süleyman  Demirel, Necmettin Erbakan, Turgut Özal, Muhsin Yazıcıoğlu'nun... aramızdan çekildiği, hülasa öksüz kalmış da dertlere dalmış ve çok fakirleşmiş, çok sesliliğin olmadığı, zavallı bir medyanın içinde "Abdurrahman Çelebi rolünü" başarıyla oynadıklarını sanarak, demli, bayat, şekersiz çaylarını yudumluyorlar."Herkesi sağır, âlemi sersem sanıyorlar". Bilinmeli ki her bölgenin insanı bin yıldır kardeştir, akrabadır. Onlar ne iseler biz de oyuz, biz ne isek onlar da odurlar. Ekmeğimizi bölüşmeye devam edeceğiz. Türk, tarihin hiçbir devrinde ırkçı olmamış, mazluma bağrını ve kapılarını hep açık tutmuştur. Siz kapıları kapatan güya Müslim ülkelere bakıverin hele, dar ufkuyla yetinen çok bilmiş tavırlı, yarı aydın, yarı karanlık efendiler...Sonra da bizim solmayan hilallerimize bakın, tilkilerle dolu küçücük başcağınızı iki elinizin arasına alın, kendinize gelin, tekrar tekrar düşünün, aklınızı da başınıza devşirin.

Azınlık ırkçıları avuçlarını yalasınlar. Yiğit, düştüğü yerden kalkar.

Daha uyanık bir şuurla yürüyüşüne devam eder...

"Kendi Gök Kubbemiz" altında, bir yanı Batı'ya dönük,

Kıble ve Turan yönlerindeki yürüyüşümüz Kıyamete kadar sürecektir.

"Allah biz bilen..." Tengri Ta'ala hayırlısını nasip eyleye..

Tarih en şaşmaz hakim ve şahittir...Hükmünden kimse kurtulamaz..

***

23 Ekim 2018  

Yakından tanıdığım bazı arkadaşların yazdıklarını okuyorum. Kendilerine  teşekkür ederim...Aşağıdaki sözler 1921 yılında Yahya Kemale Üsküplü bir genç tarafından söylenmiştir. Onun bu sözlerini anlamayanı bakan yapmamak lâzım. Yahya Kemal'in naklettiği bu sözler tarihi bir gerçeğin ifadesi. Çekinecek bir şey yok. Birlikte okuyalım :

“KARANLIKTA UYANMAK”

Zaman geçtikçe meydana çıkıyor ki o tumturakdan, âlâyişden (gösteriş), böbürlenmekden âzâde yaşayan Türk milliyeti demirden bir kitleymiş. Türk memleketinin asıl sırrı Türkdeymiş. Arnavudu, Çerkez.i, Kürt.’ü, hâkim ve metîn bir millet kitlesi eden Türk mayasıymış. Bugün Rumelide bilfiil meydana çıkan netice isbat etti ki Türk, bu devletin Müslüman unsurlarını birleştirmek için Allah tarafından bir mevhibe (bağış) imiş. O giderse Arnavudlar, Kürtler, Çerkezler çil yavrusuna dönerlermiş. Bugün Arnavudlar ne bir ordu, ne bir müessese, ne bir idâre şebekesi vücuda getirebiliyorlar. Bir zaman Türk idaresinde ferdî kaabiliyetle o kadar büyük adamlar yetiştiren bu unsur, kendi başına kalınca şaşırdı. Arnavudlukda âciz, Sırbistan’da ise irâde-i cüz’iyesine bile sâhip değil. On üç senede Türk’ün büyük millet olduğunu anladık, zaman geçtikçe daha ziyâde anlayacağız zannediyorum. Uyandık, lâkin karanlıkta uyandık.”

(Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hâtıralarım, İstanbul 1976)

****

Rahmetli Necip Fazıl'ın ruhu şad olsun.

Kendisini İstanbul Üniversitesi'ndeki öğrencilik yıllarımızda ( 1969-73) MTTB'de, vefatına yakın günlerde de evinde gün boyunca (Şubat 1983)

dinledik, kayıtlar yaptık. N.Fazıl Kısakürek, 20. asrın Mehmet Âkif, Yahya Kemal, Faruk Nafiz, Arif Nihat gibi güzide şairlerinden biriydi..Okunmalıdır...İsa Kocakaplan Bey'in hatırlattığı şiiri bir daha okuyun ve anlayın :"Allah'ın seçtiği kurtulmuş millet.." derken yanlış mı yaptı sizce? Size göre mi şiir yazacaktı yoksa ? "Yürü altın nesli, o tunç Oğuz'un!..." ne demekmiş, düşünün, ey gafiller...

Necip Fazıl'a da mı "Molla Kasımlık" yapacaksınız ?

Milletimizin evlatlarını "Muhammed Oğuz oğulları" diye vasıflandıran Rahmetli Hocam Ahmet KABAKLI'yı Fatihalarla anıyorum. Bu milletin maya ve seciyesini sonraki nesillere hatırlatan bütün büyüklerimize şükran borçluyuz...

***