Perşembe

28.1 °

Cuma

29.5 °

Cumartesi

30.9 °

  • BIST 100

    2.830%1,59
  • DOLAR

    17,8893% 0,11
  • EURO

    18,4261% 0,06
  • GRAM ALTIN

    1.027,4% -0,23
  • Ç. ALTIN

    1695,21% -0,23

Dr. Nezih OKUR


NEDEN POLİTİKA?

Türk gençleri sivil katılımda  183 ülke arasında 177. sırada yer alıyor


CHP Parti Okulunun Çözüm Masaları programında, geçen hafta “Neden Siyaset Yapıyoruz?” konusu tartışıldı.

Demokratik bir toplumda insanların ideolojilerine uygun bir yaşam biçimi istemeleri, buna giden yolda çalışmalar yapmak, yönetimde söz sahibi olmak, en azından yönetimi etkilemek için politikaya ilgi duymaları  ve katılmaları beklenen bir davranıştır.

Columbia Üniversitesi tarafından yayınlanan 53 sayfalık “Politik Katılım ve Yaşam Kalitesi” başlıklı bir raporda, siyasi faaliyetlere katılan insanların, mutlaka politik sonuçlarından dolayı değil, daha ziyade siyasi katılım yoluyla hissedilen özerklik, yeterlilik ve bağlılık duygularından dolayı hayatlarından daha fazla memnun oldukları belirtiliyor(1).

Bu yazıda “Neden Siyaset Yapıyoruz?” sorusunu psikolojik analizler yerine, politik tavırlar açısından ele almaya çalışacağım.

Toplumun bütünü ele alındığında, politik tavırların apolitik tutumdan militanlığa kadar uzanan bir dağılımı olduğu görülür.

APOLİTİKLER, ANTİ-POLİTİKLER, SEMPATİZANLAR, MİLİTANLAR

Apolitik kişi politikayla ilgilenmez, kendi dünyasında yaşar, dizi seyreder, oy vermeye sırf üşendiği  için gitmez. Anketlerde “Bilmiyorum, bir fikrim yok “ diye cevap verenleri bu gruptan sayabiliriz. Son anket verilerine göre sayıları % 10 gibi gözüküyor. Eski Atina’da bu tiplere “idiot” denirmiş. İngilizce “idiot” salak demek, ama eski Yunanca’da profesyonel bir becerisi olmayan, alelade vatandaş  anlamına geliyormuş.

 Anti-politik kişiler, her nedense, politikayı kirli bir iş olarak görür, politikacılardan iğrenir, bilinçli olarak, oy vermeye gitmez. Kaba bir hesap ama, toplam oy vermeyenlerin sayısından apolitikleri çıkartırsak, anti-politiklerin oranı da %10 gibi bulunuyor.

Sempatizan, toplumsal olaylara ilgi duyar, elinden geldiğince katılır, televizyonda politik tartışmaları izler, gazete okur, kendi sorunlarının az çok farkındadır, belli bir ideolojisi olabilir, oy kullanır. Mahallede park veya kreş açılması için imza toplamak gibi eylemler başlatabilir. Dünyada Z kuşağı diye adlandırılan yaş grubundaki gençlerin çevre ve sosyal sorunlara duyarlı oldukları  biliniyor. Fakat bir araştırmaya göre Türk gençleri sivil katılımda  183 ülke arasında 177. sırada yer alıyor (2). Henüz kesin parti tercihleri olmayan Z kuşağını sempatizanlar grubunda sayabiliriz.

François Hollande'ın seçildiği 2012 seçimleri öncesinde Fransız Sosyalist Partisi halka açık önseçimlerde sempatizan olduğunu söyleyen vatandaşlara da oy kullandırmıştı.

Politik ilginin uç noktası olan militanlar, seçim kampanyalarında ve bazı eylemlerde  en önde koştururken gördüğümüz kişiler. Anayasal bir hak olan masum bir yürüyüşün bile şiddetle bastırıldığı Türkiye şartlarında  militanlık, balon balığından çorba yapmak kadar dikkat edilmesi gereken bir iş. Militan enerjisinin bolca mizahla karıştırılması ve kendisine zarar vermeyecek yasal aktivistlik seviyesinde yaratıcı eylem biçimlerinde kullanılması iyi olur.

 PARTİ ÜYELERİ,”PARTİCİLER”, PROFESYONELLER

Sempatizan olmaktan bir adım ilerisi, bir siyasi  partiye üye olmaktır. Parti içi çekişmeler nedeniyle isteği dışında kaydı  yapılmış  üyeleri bu grupta saymıyorum.Yargıtay’ın kayıtlarına göre seçmenlerin kabaca  % 25’i bir parti üyesi. CHP üyelerinin çoğu pasif kalıyor. Bu durumu ancak eğitimle, karar mekanizmalarına katılmalarına  olanak sağlayarak, onlarla teması sıklaştırarak aşabiliriz. Ama ne yazık ki, il ilçe yönetimleri üyeleri harekete geçirmek konusunda duyarsız davranıyor. 

Pasif üyelerin yanında, aktif parti üyeleri, parti çalışmalarında, kampanyalarda  rol alır; toplantılara, milli bayramlara, çelenk koyma törenlerine katılır. Politik tartışmalara girer. Geçmişte yönetim kurulu üyeliği, parti eğitmenliği,  delegelik gibi görevler üstlenmiştir veya görev almak  için çabalar. Aralarında gruplar oluşturur. Amatör heyecanıyla partinin mutfağında çalışan, teknik konularda destek veren gönüllülerdir. Bu kişilere  Tarhan Erdem “partici”  diyor (2). Örneğin bizim ilçede CHP üyelerinin yaklaşık % 3-4’ünü oluşturan, 150-200  kadar böyle aktif üye, “partici”  vardır. Bu oran,  üyelere WhatsApp ile  ulaşmaya çalıştığım bir denemede çıkan geri dönme oranına eşit, yani deneysel olarak ta gözlenmiş bir oran. Başka ilçelerde de durumun pek farklı olmadığını sanıyorum. 

Siyasi tavırlar deyince araştırmacılar genellikle seçmen davranışlarını inceliyorlar.

Seçilmiş politikacı davranışlarının  da bu çalışmalar kapsamında ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Burada gözlemlerime dayanarak profesyonel politikacılara biraz dokunmak istiyorum.

Profesyonel politikacılar grubuna milletvekili, belediye başkanı, danışmanlar  gibi yaptığı iş için ücret alan kişiler giriyor. Tarhan Erdem'in  “partici” tanımının  yanında  “politikacı” dediği grup halkın gözü önünde olan, politika yapan veya yapılanı servis eden  bu profesyoneller. Erdem’e göre profesyonel “politikacı”lar  “partici”lerle beraber çalışmalı. Ama gördüğüm kadarıyla bir kere politikacı seviyesine çıkanlar, birkaç “adamı” dışında, particileri hiç dikkate almıyorlar. İlçemize gelen bu VİP’ler biri iki kişi ile görüşüp gidiyorlar. Partinin merkeziyetçi yapısı nedeniyle ve parti içi demokrasi olmadığı için, bu politikacıların radarına girmeyen birçok yetenek, yararlı katkılarda bulunamıyor. 

Tekirdağ ilindeki CHP’li belediye başkanları ve milletvekillerinin sayısını aktif üyelerin sayısına bölersek, parti içi demokrasinin tam uygulandığını varsaysak  bile, bir aktif “partici”nin “politikacı” olma şansı % 1’den az gözüküyor. Tepeden inmeleri, eş- dost kayırmalarını işe katarsak bu şans çok daha azalıyor. Zaman içinde emeklerinin az çok karşılığını görmeyi bekleyenler için bu tıkanıklık çalışma şevkini kırıyor.

 POLİTİKAYA İLGİ VE KATILIM NASIL ARTAR?

Seçimlerde oy veren seçmenlerin oranı siyasi ilgi ve  katılımın tek göstergesi değil.

Biraz romantik gelebilir  ama, örneğin, şehir kütüphanesinde günde bir iki saat öğrencilere gönüllü yardım eden emekli bir matematik öğretmeni, mahallesindeki sokak hayvanlarını besleyen bir öğrenci, dükkanının önündeki refüjde yaprakları sararmış bir ağacı sulayan esnaf bence politik katılımın en hasını yapıyor.

Böyle davranışlar teşvik edilmeli.

Politika ile ilgilenmenin, sesini duyurmanın, politikaya  girmenin önündeki zorluklar kaldırılmalı.

Parti içi demokrasi tam uygulanmalı, insanlar sadece yeteneklerine ve halka dayanarak bir yerlere gelebilmeli.

Bu gün Türkiye’de, her nasılsa bir mevkiye çökmüş parti yöneticilerinin onayı  olmadan parti içinde ilerlemek  mümkün değil.

Politikaya girişin nispeten  kolay olduğu bazı yabancı ülkelerden örnekler vereyim.

İngiltere’de bazı büyük şehirler dışında, belediye meclisine girmek isteyen bir vatandaş önce, hiç kimseden onay beklemeden, mahallesinde kapı kapı gezerek kendini tanıtmakla işe başlar. Gene kendi mahallesinde diğer adaylarla yarışarak seçimlere girer. Mahallelerden seçilenler, belediye meclisinin ilk toplantısında kendi aralarından bir başkan seçerler. Başkan meclis üyelerine, üyeler mahalledeki seçmenlere karşı sorumlu olur. 

Almanya’da mahallesinden ilçe seçim kurulunun mührünü taşıyan formlarla (Unterstützungsunterschrift)  200 imza toplayan bir kişi ismini belediye meclis adayları listesine yazdırabilir.

Bizde  ise başkan adayı eşinden dostundan bir liste hazırlayarak meclis adaylarını belirler. Bu grup ta başkana evet demekten başka  hiç bir etkinlik gösteremez. 

Gene Almanya’da  milletvekillerinin yarısı bir kişilik dar bölgelerden, diğer yarısı da ülke çapında nisbi temsil ile parti listelerinden seçiliyor (4). Bu yöntem Türkiye’ye uygulanırsa, milletvekillerinin yarısını seçmek için yaklaşık  200 bin  seçmen içeren  300 dar bölge oluşturulacak.  Düşünün, bu durumda  Süleymanpaşa ve Muratlı ilçesi bir  vekil seçecek. Partili veya bağımsız adaylar sadece bu ilçelerde, ön seçim bile gerekmeden, halkın karşısına çıkacak, kampanya yapacak. Onları yakından tanıyabileceğiz, akıllı seçim yapma şansımız artacak.

Almanya’da belediye başkanlarının her yıl belli sayıda mahalle toplantısı (Einwohnerversammlung) yapması yasalarla düzenlenmiş. 1972 yılında 13 bin nüfuslu Lauterbach şehrinde  böyle bir toplantıya katılmıştım. İlçe sakinlerinin kalkıp çatır çatır konuşmaları ve toplantının canlılığı, o yıllarda üniversitelerde sık sık yapılan forumlara aşina olmama rağmen, beni çok etkilemişti. 

Amerika Birleşik Devletlerinde bazı eyaletlerin ilçelerinde itfaiye müdürlüğü, milli eğitim müdürlüğü, kaymakamlık, savcılık, yargıçlık  gibi makamlara  seçimle geliniyor. Başarılı olanlar eyalet meclisine, valiliğe ve ABD başkanlığına kadar gidebiliyor. Milletvekilleri dar bölgelerden iki yılda bir seçiliyor. Korkmayın onlara  hemen emekli maaşı bağlanmıyor. Bu yöntem  daha çok vatandaşın politikaya ilgi duymasına, “ben de bir şeyler yapabilirim” diye düşünmesine yol açıyor.

Amerikan politikasında politikacılarla seçmenlerin bir araya geldiği “townhall meeting” denen forumların önemli bir yeri vardır. Bu toplantılarda kasaba halkı özgürce konuşur, sorunlar tartışılır.

Bazı Avrupa ülkelerinde kur’a ile seçilmiş halk meclisleri bazı sorunları tartışıp meclise öneriler sunabiliyor. 

Yasaların elverdiği ölçüde buna benzer  yaklaşımları uygulayabilirsek vatandaşlarımızdaki politikaya karşı ilgisizliğe, boşvermişliğe kadar giden “öğrenilmiş çaresizlik” duygusunu yıkabiliriz. 

(1)https://www.econstor.eu/bitstream/10419/51523/1/585732140.pdf

(2)Evrim Kuran. Bir Kuşağı Anlamak. Mundi Kitap. 2019  İSTANBUL.

(3) Tarhan Erdem “Siyasal Yaşamda Planlı, Özenli Çalışma Yöntemleri”. Parti İçi Eğitim Semineri Bildirileri, Mayıs 1991, ANKARA

(4) http://59haber.com/kose-yazilari/almanyanin_secim_sistemi-6925.html