Perşembe

25.2 °

Cuma

27.9 °

Cumartesi

27.8 °

  • BIST 100

    2.418%1,81
  • DOLAR

    16,3589% -0,03
  • EURO

    17,5498% 0,46
  • GRAM ALTIN

    974,84% 0,01
  • Ç. ALTIN

    1608,486% 0,01

Prof. Dr. Mehmet Mehdi ERGÜZEL


“Horasan Erlerinden Bir Haber" Beklerken…

Prof. Dr.M.MehdiERGÜZEL


Nitekim Hazret-i Resûl buyurur: Kaçan kim velîlerden birisi ‘Yâ Rabbi’ dise, Hak sübhânehu ve Taâla hazretinün ‘lebbeyk’ âvâzın ol velînün kulağına degürür. Ve ol velînün ‘Ya Rabbi’ dimekligiyle Allah Ta’âla hazretinün ‘lebbeyk’ dimekligi arşda birikür. Bu ikisinün arasından bir nûr çıkar ve ol nûrun şu’lesinden yedinci kat gök altında yüz bin ve hezârân yüz bin levnen ve levnen çiçekler biter. Tâ hattâ altıncı kat gök arası ol çiçeklerün latif kohusından dolar. Beşinci kat gök arası anber kohusından dolar. Dördünci kat gök arası mişg kohusından dolar. Üçünci kat gök arası ûd kohusından dolar. İkinci kat gök arası gül kuhısından dolar. Ol sebebden âlem  münevver olur. Pes yeddi kat gök ferişteleri biribirine beşâret kılurlar ve hem birbirine kıgır sözler eydürler. Bugün ne latîf kohular geldi, dirler. Zihi kutlu gün diyüp ol çiçekleri direrler, sekiz uçmagın içini ol çiçekler-ile bezerler. İllâ kim ol çiçeklerün arasında bir çiçek biter. Ol çiçege gül-i reyhân dirler. Kaçan kim velilerden bir veliye va’de irse ol çiçegi getürürler ol veliye kohudurlar ve hem ışkı ana gösterürler, damarlarına yayılur, ol  velinün cânını ışk-ıla alurlar. Hergiz cân teslim oldugın bilmezler. Nitekim Mısır hatunları Yûsuf peygamberi göricek hayrân olup ellerin doğradılar, duymadılar. Pes dost dostın ışkından cân acıgın duymasa aceb degül. İmdi dost dosta cefâ kılmak nite revâ ola ? Latîfe-i garâib ü acâyib budur kim ârifler cân virmezler, tâ kendü murâdların görmeyince. Ve hem bir pulad demiri daşa ururlar ve ol daşun içinden od çıkar, yanar, tütüni göge agar ve odı ocakda kalur. Pes gül-i reyhân didükleri ışk çiçeğidür. Işk didükleri Allah Ta’âla hazretinün kendüligi odıdur kim dükeli âlemi dutupdur ve hem ol od’ın ocağı erenlerün gönlidir. Pes ışk câna hareket getürür ve göyündürür. Bu od’a mahabbet od’ı dirler . Pes bu kadar acâyibler ve garâyibler Tanrı ta’âlâ’nun ‘lebbeyk’dimeklügiyle  ve hem ol velînün ‘Yâ Rabbi’ dimeklüginden kopar ve sühân-ı ilâhî didükleri budur. Nitekim ol âlem fahrı Muhammed Mustafâ (a.s.)buyurur : ‘Her kimün tâ’atı yok ise kamu itdügi hayr kabul olmaz.’Pes ulu tâ’at ‘Yâ Rabbi’ dimekdür ihlâs-ıla. İmdi ihlas-ıla ‘Yâ Rabbi’ dimek, genez degüldür. Kim ki genezdür dirse yanlış söyler. Meger ki anun Allah hazretinden nasibi ola. Pes kimün ki Allah’dan nasibi olsa bu kadar sözlerden haber anlaya. Dün ü gün Allah zikrine meşgûl ola. İmdi her kim Allah zikrine meşgûl ola, her zahmetlerden kurtula, rahatlara ulaşa.”  Makaalât-ı Hacı Bektaş Velî - 5a/b

MERAMIMIZ NEDİR ?

Niyetimiz halistir. O da; vesileler bularak, bu aziz milletin “ruh kökü”ne dair kaynaklara gitmek, o millî değerleri yaşayan ve yetişmekte olan nesillere anlatarak kendimizi her dem taze kılmaktır. Yirminci asrın, “fikirlerinde ve teşhislerinde hemen hemen hiç yanılmayan” sanat ve tefekkür kalelerinden Yahya Kemal’in İTHAF şiirinin bir dörtlüğünü hatırlıyorum. Diyor ki :

“Abâ var, post var, meydanda er yok. / Horâsân erlerinden bir haber yok,

Uzun yollarda durdum, hiç eser yok, / Diyâr-ı Rûm’a gelmiş evliyadan…”

Bu mısralar beni çok düşündürdü. Şiirin tamamını birkaç defa okudum fakat her seferinde bu kıt’aya döndüm ve şairin ıstırabını anlamaya çalıştım. Anadolu’yu bin yıl önceden başlayarak  ordularla alan, fetih âyetleri okutan, “ardına çil çil kubbeler serpen” askerlerin maddî gücünü, manevî ordular “Horasan erenleri” destekliyordu. Dergâhlarda pişen aşlar, gönüller inşa eden mürşidler, yeni vatanın muazzam  tablosunu tamamlıyordu. “Gün battı, ağaçta neşe söndü” diyor Ahmet Haşim, yirminci asrın başında gün batarken… “Eğil dağlar eğil, üstünden aşam; yeni talim çıkmış gidem alışam..” sözlerinin yanık nağmeleriyle yorgun Anadolu çocukları tekrar bir var olma mücadelesine girmişlerdir...Âkif’in “Korkma!” hitabı bu neslin millî besmelesi gibidir. Âkif’in anası, Horasan diyarına yakın Buhara’dan kopup gelen, Tokat’a yerleşen bir ailenin kızı Emine Şerife Hanım, babası da –belki- dedeleri Horasan’dan Balkanlar’a uçan Yesevi dualı çerağın ulaştığı Saltuk Baba’nın dergâhında boyun büküp diz çökmüş bir ailenin oğlu Temiz Tahir Efendi idi. Kader onlara İstanbul’un Fatih’inde nurtopu gibi bir İstiklal Marşı şairi nasip edecekti. Horasan erleri bitmez. Ola ki içimizde de filizleri vardır.  Yahya Kemal’in kederi, Horasan erlerinden haber alamamaktandı. Haber gelmiştir. Anadolu dirilmiş toparlanmış, kılıçlar bir daha kınına girmemecesine çekilmiş, ilimde, sanatta, siyasette, ticarette Türk insanını ayakta tutmaya devam etmiştir.

Vefatının 750. yılını idrak ettiğimiz Horasan erlerinden Hacı Bektaş Veli’yi rahmetle anıyor. Onun Makalât’ından hikmetlere şifa niyetine tekrar sığınıyor, düşünüyor, dersler ve ibretler alıyor, ”asrın idrakine İslam’ı yeniden söyletmenin” vazifesini yapmaya çalışıyoruz…

“Hacı Bektaş Veli, 13.asrın başlarında Horasan’dan gelip Anadolu’ya yerleşen gönül sultanlarından biridir. ” İyi- Güzel ve Doğruya çağrı, onun hayatı boyunda sohbetlerinin ve telkinlerinin  gayesi olmuştur. Eserlerinin en önemlilerinden  biri olan Makalat’ı yazmaktan maksadı “Ademoğlunun Tanrı’ya kaç makamda ulaşacağını anlatmak” ve bunları âyet ve hadislerle açıklamaktır. (Yılmaz, Akkuş, Öztürk : 2006)

Makalat’ta; Kurân’dan, hadislerden, menkıbelerden  göndermeler, nasihatler, uyarılar, hatırlatmalar, yönlendirmeler… yapılarak  hikmetli ve tesirli / ince sözlerle, iz bırakıcı ifadeler kullanılır. Makalat’taki, mantıkî ve terbiyevî üslup, okuyan ve dinleyen üzerinde şekillendirici, yatıştırıcı ve ruhen zenginleştirici bir manevi ilaç mesabesindedir.

Üslubu meydana getiren; kelimeleri dilin kuralları içinde birbirine yakıştıran; kavramlar, kelime grupları ve nihayet ikmal olmuş, tamamlanmış,  güzel, etkili cümlelerdir. Bu minval üzre, derslerde, sohbet mekânlarında, dergâhlarda, kürsülerde, topluluklara, cemaatlere, müritlere, yeni yetmelere, bunalmış ruhlara.. hutbeler yahut telkinler hâlinde sunulan, nefsi terbiye eden, sükûnete erdiren hayat dersleri, derin ve ruhanî sözler beklenir. Dinleyenlerin de uyanık bir mantıkla, bazı temel ön bilgilerle hazırlıklı olarak , hipnotize olmadan pür-dikkat bir hassasiyetle bu hoş sözlerden nasiplenmesi temenni edilir.

Hacı Bektaş Hazretlerinin Makalat’ı, insanoğlunun yaratılış hikâyesini ve safhalarını İslamî değerlerle yoğurarak anlatır ve düşündürür. Makalat, ibretli sözler ve hikmetlerle dolu bir dersler kitabıdır. Eğer Hacı Bektaş, Hacı Bayram, Yunus Emre,  Mevlana, Eşrefoğlu, Somuncu Baba, Ahi Evran, Saltuk Baba, Emir Sultan…gibi erenlerin eserleri ve onların yetiştirdikleri gönül adamları olmasalardı bu gün biz de yoktuk. Bizi Allah’ın yardımıyla onlar ayakta tutmuşlar “hiç ölmeyecekmiş gibi” maddi hayata” ve “yarın ölecekmiş gibi” manevi hayata ve gönül âlemine bağlamışlardır.

Makaalât’ta  bilgece kavramlar:

Okuyan ve dinleyende tesir icra eden cümleler, aslında manalı ve güzel kurulmuş kavramlardan oluşur. Bazan tek tek  kelimelerle parlayan bu ifadeler çoğu defa birden fazla kelimenin birbirine isabetle yakıştırıldığı “kelimelerin izdivacı”dır. İşte o zaman nevi şahsına münhasır özgünlükte mana güzelleri arz-ı endam eyler. Makalat’taki kavramların, hüküm ve hikmet cümlelerine giderken oynadığı rol, Türkçenin anlatabilme üstünlüğünü de temsil eder. Bu bakımdan, incelenen metinlerde geçen kavramların veya farklı manaların genel sözlükte yer alıp almadığının da araştırılması, tespit edilip belirtilmesi lüzumludur. Dil çalışmalarının semantiğe yönelmesi temennimiz, tarihi metinlerden günümüze ve yaşayan şivelere doğru yapılması istikametindedir.

Her kültür ve medeniyet, kendi kelimeleri, ıstılahları ve hikmetleriyle konuşur. Şayet bin yılda kazanılanlar, yirmi otuz yılda kaybedilirse, dil perişan olur, inceliklerden, nüanslardan, tadından tuzundan mahrum kalır. Üslup dediğimiz ferdiyetin kendine has istisnai hâli, dilde kelimelerden, gruplardan, kavram oluşturmalardan kuvvet ve ilham alır. Nüansları hissettirme,  kastedilen manaları benzerlerinden ayırd eder duruma getirme işinde , “efradını câmi, ağyârını mâni”   mantığına dayalı olarak, ilgisizi dışta bırakma, anlam karışıklığını önleme  niyeti esastır. Dilin asırlar içinde kazandığı  kavramlara hususî ıstılahlara kıyılmamalıdır. Bunlar millî-İslamî-insanî değerlerimizi de içlerinde taşırlar. Siz onları Batı’dan Doğu’dan tercüme /devşirme sözlerle zedelerseniz (kendimi) iyi hissetmiyorum cümlesinden nesneyi kaldırırsanız cümle yapısı     bozulmakla kalmaz, seviyesizleşir. Biz  farklı nüshalarda yaklaşık 24-35 varak 50-70 sayfalık   Makalât’ın Türkçeye tercümesinden  16, 17. asırlardaki tercümelerinden seçtiğimizi 1000 cıvarındaki kavramdan sadece  20-30  kadarını dikkat nazarlarınıza sunmak ve çok beğendiğimiz hikmetli cümlerden seçtiğimiz 100 kadar sözün de yine  10-15 tanesini sizinle paylaşmayı düşündük.  Arz olunur  efendim:

âbidlerün ve zâhidlerün ve âriflerün tâatları ve hâlleri, âdem ilmi, âdemîlik mertebesi, afv kılıcı Mevla, akıl berekâtı, akla muvafık, âriflerün hâlleri, ayruklar aybın gözle-, benlik da’vîsi, bîçâre kullar, bir avuç toprak, bir gün tok ve iki gün aç geç-, bu pîrün gözi yaşı, bunca dürlü kerametler, bunca ulu mertebeler, can cana dokun-, cümle dualar, Çalab tanrı buyrugı, değme bir adınun yetmiş ma’nisi, dibi yakınluk, köki, tevekkül, dünya belası, dünyada kendü özün göyündür-, dürlü hikmetler, ehl-i takvâ kavli, erenlerün durağı, gayet, yigrek makam, gögsin kakı-, gönül gözi, görüklük tacın başına ur-, görüp işidüp anlamayan, gül kohusı, hâlleri kendü bilülerine hoşnûd olmak, her sözün iç yüzi ve ardı, hidâyet kapusı açılmak, ışk çiçeği, İslâm ehlinün ol mu’teber ruhları, iy sevgülü kullarum, kabri yurt tut-, kamu canlar ölicek, kelimenün yüzi, kendüyi arıtmayan, kendüyi bilmeklik, kırk makamı kat et-, lebbeyk âvâzı, marifet ağacı, marifet makamları, marifetlü gönüllerün bekçisi, meşayıhlar ma’deni, muhabbet odı, nasib-i ilahî, ol âlem fahrı Muhammed Mustafa, ol kakdugun göğüs, ol velînün ya rabbi dimekligi, ortada dikilen, günahunuz, peygamberler ulusı ve mürseller serveri, sahib-i nasihat ve sahib-i mahabbet ol-, secde berekâtı, şehidlerün mertebesi, şerî’atun evvel makamı, şeytanun şeytanlugı, tanrı’nun niteliğin bilmek, tasarruf issileri, ten uyuyıcak, tevhid ağacında yemiş bitür-, tevhid tohmı, Türkistan toprağı, ud u hayâ, ulu kimseler, velinün cânını ışk-ıla al-, ya rabbi dimeklük, yaramaz işlerden sakın-, yeddi kat gök firişteleri, yıglın didüginden yıglın-, yigrek kavmler, yüregün sol kulağında yedi kal’a, yüzin yire sür-, yüzü üzre yürü-, …

b ) Makâlât’ta hikmetli sözler, ince mânâlar :

Ecdadımız, hikmetli ve derin manalı sözleri severdi. Hayatını bu ince sözlerin istikametinde yaşardı. Sonra derler ki “Tesbih koptu, taneler dört bir yana dağıldı.” Demokrasi denilen “Ben senin gibi düşünmek zorunda değilim. Ben tamamiyle farklı düşünüyorum…” tarzında başlayan  ve muhatabı yok sayan didişmelerle hakikat arada öksüz kaldı. Halbuki bir insan yüzde yüz haklı olamayacağı gibi yüzde yüz yanılıyor da olmayabilir. İnsanî ve içtimaî konularda taraflar karşı fikirleri dikkate aldıkça zenginleşirler. “Eskimeyen eskiler” dediğimiz ecdadımız, bu bakımdan ince manalı sözleri  mantık süzgecinden geçirir, töreye, dine, diyanete uygunluğu nispetinde bunları hayat düsturu hâline getirirdi. Büyük zekâlar, ermiş seviyesinde insan-ı kâmiller, sözleriyle ve davranışlarıyla etraflarında bir saygı ve güven hâlesi meydana getirirken hafızalarda da asırlar boyu nesilden nesile emanet edilen hayırlı söz incileri bıraktılar. Onlardan kalanlarla hayatlar şekillendi, gönüller fethedildi, zorluklara katlanıldı, kanaatkâr, âdil, cesur, şahsiyetli, sade dindar, özü sözüne uyar, çalışkan ve dürüst Âdem oğulları ve kızları yetişmesine vesile olundu. Vefatının 750. sene-i  devriyesinde yâd eylediğimiz gönül sultanlarından Hacı Bektaş Veli işte bu söz incilerinin üstadlarından biriydi. Sohbetlerinden ve yazdıklarından tercüme edilerek günümüze intikal eden düşündürücü mana güzelliklerinden 1500 kadar cümlenin yer aldığı Makalat’tan süzdüğümüz 100 kadar sözün ancak 20-30’unu burada takdim etmekle yetineceğiz. Bu sözler ibretliktir, ders vericidir, hakikate yönlendirici ve gafletten uyandırıcıdır. Zıtlıklar ortasında tercih yapmayı kolaylaştırıcı, tasvir, tahlil ve sorularla tereddütten tefekküre sevk edicidir. Bunlar bazan hüküm cümleleridir, bazan da Kur’ân ve hadislerle desteklenen ibretli menkıbe ve hikâyelerin sunulduğu ifadelerdir. Hülasa bu sözleri okuyan ve dinleyen ham ervahın kendine gelmesi ve pişmesi zor olsa da imkânsız değildir. Çünkü kime ne zaman nasip ereceği belli olmaz. Yahya Kemal’in, Aziz İstanbul’daki bir yazısında  kendisinin, Topkapı Sarayı ziyaretinden  çıkışını anlattığı gibi bazı gönüller de, erenlerin sohbetinden “soğuk demirin kızgın ateşte korlanarak çıkması gibi …” derin bir değişim ve inkılab ile ayrılabilirler. Sözün gücü büyüktür. Biz, Makalat’tan seçtiklerimizi erbabına arz ediyoruz:

  • Şerî’at kapusı, ulu kapudur.
  • İmdi ârif gerekdür ki arı ola ve arıdıcı ola.
  • Yuyucı arı olmayınca yudugı nice arı ola ? ârif aslı sudandur, ârifün içinde murdâr nesne eğlenmez. suyun aslı yaşıl gevherdendür ve gevher aslı, çalab tangrı’nun kudretindendür.
  • Âdem olanlar kendülerin tîz ulu bileler.
  • Dünya bir derin denizdür, âdemiler anun içinde gark olmışlardur. bilmezler kim kandan geldiler, kancaru giderler.
  • Benüm üç dostum vardur. kaçan kim ben ölicek birisi evde kalur, birisi yolda kalur ve birisi benümle bile gelür. evde kalan malumdur, yolda kalan hısımlarumdur ve ehlümdür ve benümle bile gelen eylüklerümdür.
  • Bir kimse kendüyi bilmeyince çalab tanrı’yı nite biliser ?
  • kendülügi od’ıdur kim dükeli âlemi dutupdur ve hem ol od’un ocağı, erenlerün gönlidür.
  • Kaçan kim kişi kendüyi bilse, ışk gelüp çalab’dan yana okur.
  • Kul, Çalab Tanrı’ya kırk makamda irer, dost olur. on’ı şeriat içinde,on’ı, tarikat içinde, on’ı marifet içinde, on’ı hakikat içindedür.
  • “İy kullarum, görmeği göz ile mi sanursız, söylemeği dil ile mi sanursız,yürümeği ayag-ile mi sanursız, yarlıganmagı ta’atla mı sanursız, hışmı günah ile mi sanursız ?
  • Hak Ta’âlâ, âdem’e dört göz virdi: iki baş gözi ve iki gönül gözi. baş göziyle halkı görür, gönül göziyle Hâlık’ı görür.
  • Benüm gönlüm, dünya ve ahiretden yigdür. zira dünya, mihnet evidir, ahiret nimet evidür ve benüm gönlüm, ma’rifet evidür.
  • Gönül ile Çalab arasında perde yokdur.
  • Padişah-ı âlem Tanrı’sından ( Azrail’e) âvâz geldi kim: “ol kakdugun göğüs, benüm hazinemdür, kendü kudretümle doldursam gerekdür.”
  • Marifetlü gönüllerin nurı arşdan yücedür.
  • Âlimlere atadan ve anadan pek hürmet idün. zira kim ata, ana, ayalcukların dünya belasından beklerler ve âlimler Müslümanları âhiret belasından ve od’ından saklarlar.
  • Şehîdlerün mertebesi, peygamberlerün mertebesinden biş mertebe artukdur..Peygamberleri yılda bir kez ziyaret iderler, şehidleri  her gün ziyaret iderler.
  • Bâki kelam; mübarek ve hayrlu sözler, Kurân tefsirinde ve hadis-i Nebevi’de getürür…

SÖZÜN ÖZÜ:

Vefatının 750. Yılında bulunduğumuz Rahmetli Hacı Bektaş’ı Veli’yi, Makalat’ı ve diğer eserleriyle yeniden düşünerek değerlendirmemiz, ondan aldığımız diriltici solukla kendimize gelmemiz, dün ile yarını bağlamamız uygun ve çağdaş bir yaklaşımdır. Tarihi metinlerdeki ifade özellikleri, günümüz insanına mesaj verecek bir tarzda ele alınabilir.      Biz Makalat ve diğer eserlerinde Hacı Bektaş Velî’nin kendisine yüklenen İslamî ve insanî vazifenin gereği olarak Anadolu’da millî bir misyon icrâ etttiğini, “yeni vatan”da Türkleşme ve İslamlaşma maceramızın temel kaynaklarından birisi olarak gönüller inşa ettiğini, nefislerin şahlanan atlarını tevazu ile yatıştırdığını, onların pervasız binicilerini  irfanla yoğurarak hizaya getirip yumuşattığını, işe ve  aşa yönlendirdiğini, ruhları insan ve Allah sevgisiyle terbiye ettiğini söylemeliyiz.

Millî kaynaklar, yarın için hareket noktasıdır, kendimize gelmemizin ana dayanaklarıdır. Onları okuyup düşünerek aklımızı başımıza devşirir, hatalardan korunmaya çalışırız. Bu bakımdan sema eder gibi semaha kalkar gibi Anadolu’daki bin yıllık Horasan erenleri ruhunu asrın idrakine tekrar tekrar  arz etmekle mükellefiz efendim. Anadolu’nun manevi mimarları Yunusların, Mevlanaların, Hacı Bektaşların, Saltuk Babaların, Somuncu Babaların, Ahi Evranların, Emir Sultanların ve torunlarının ruhları şad mekânları cennet olsun. Bizim nesillerimize de onlardan kalan mukaddes emanetleri korumak nasib olsun inşallah…