Perşembe

25.2 °

Cuma

27.9 °

Cumartesi

27.8 °

  • BIST 100

    2.418%1,81
  • DOLAR

    16,3880% 0,14
  • EURO

    17,5335% 0,37
  • GRAM ALTIN

    973,46% -0,13
  • Ç. ALTIN

    1606,209% -0,13

Ahmet ACAROĞLU


Eksantrik Konular  

Bayram günlerinde Istanbul’daydım.


Bilineni tekrarlamak gibi olacak ama, yine de söylemeliyim; bu şehir, artık o bildiğimiz ve dahi aşk derecesinde tutkun olduğumuz eski İstanbul değil. Üç kıtaya hükmeden bir devletin başkenti olan bu kadim şehir mimari yönden tam bir zevksizlikle her gün daha da çirkinleşirken aynı zamanda kültürel kimliğinden de uzaklaşmaktadır.  

“Zamanın ruhu” veya “çağın estetiği” kavramları, değişim ve dönüşümün toplumsal bir gerçeklik olduğunu anlatır bize. Fakat A. Hamdi Tanpınar’ın “Değişerek devam etmek-devam ederek değişmek” şeklinde formülleştirdiği gelişmeyi  kültürel bir cihada dönüştürmeyi ıskaladığınız anda karşımıza çıkacak olan sadece lümpenleşmedir. Geri kalmış veya geri bıraktırılmış ülkeler, kendilerine sunulan morfinli “gelişmekte olan ülke” sakızını çiğnemekten sakilce haz duysa da eğitimde yaşanan model iflaslarının kaçınılmaz sonucu kesinlikle gösteriş budalalığı, iflah olmaz magandalık, andavallık ve züppeliktir. 

Delikanlı lüks arabaya binmiş, tur atıyor caddelerde. Belli ki babası zengin. Müzik son seste, araba son viteste. Ama sigarasını, kola kutusunu, bira şişesini yola fırlatıyor. Belli ki onun arabası , şoförü var, ama ruhu yok!  

 Piknik yerlerini bir dolaşın akşam üzeri. Her yer çöplük. 20 metre ileride çöp bidonu var. Oraya atmıyor, yaktığı ateşi giderken söndürmüyor! Yahu senin yaptığını hayvan bile yapmaz diyorsun, özür dilemek ne kelime, aval aval bakıp gülüyor, ya da efelenip üzerinize yürüyor.  

Ecdadım Avrupa’ya lale soğanı satmış, güzellik ve zerafet ihraç etmiş. İstanbul’un sembolü olmuş bu nadide çiçek. Bu kente bahar lalelerle gelir. Nisan mayıs aylarından Emirgan bahçelerinden rengarenk laleler fışkırır baktığınız her köşede. Ne güzel demiş Nazan Bekiroğlu; “ Söyle, senin de kalbine kuşlar konuyor, içinde laleler açıyor mu?”  

Oysa günümüz insanının ne kuşlara merhameti var, ne de çiçeklere sevgisi. Bir iki fotoğraf için çiğnemişler güzelim laleleri. Sanki ekinleri yamyassı eden domuzlar gibi talan etmişler o güzellikleri. “Size bir sır vereyim mi dostlar?” diyor Ömer Hayyam, “Geçen yılın laleleri artık açmayacaklar!” Ah be şair, bir bilsen , bu yılın laleleri daha doğmadan katledildiler. Yani demem o demek ki; önce insanlar bozuldu, sonra havamız, suyumuz kirlendi, toprağımız tabiatımız, çevremiz talan edildi, insani duygularımız örselendi. Barış türkülerinin yerine savaş tamtamları çalınır oldu. 

Ah İstanbul, bir zamanlar Anadolu’nun futbol sevdalıları derbiler için sana gelirken bayramlık elbiselerini giyer, senin sınırlarından içeri girerken düğme ilikler, kutsallığına inanıp besmele çekerlermiş. Tribünlerde yan yana oturup kardeşçe maçı izlerken, son yıllarda, kavga çıkar, katliam olur korkusuyla rakip takımın seyircisi statlara bile alınmıyor. Herkes birbirine ağıza alınmayacak  küfürler savurarak maça değil, ölmeye geldiklerini haykırıyor. Ne ara oldu bunlar yahu, nereye gidiyor bu toplum!?  

İktidardaki siyasi parti mensupları illet, zillet, dangalak, hain diye hakaretler yağdırıyor muhalefet partilerine. Muhalefet deyip geçmeyin, anketlerde muhalefetin oyu %60 . Muhalefet altta kalır mı? Aynı üslupla salvolar gönderiyor karşı tarafa. Susacak değil elbette. Muhalefet susarsa, susturulursa bilinsin ki demokrasinin  matemi vardır o coğrafyada.  TV’lerin kadrolu elemanlarının sakin bir şekilde konuştuklarına, edep ve saygı kuralları içinde tartıştıklarına şahit oldunuz mu hiç? Üslup hep aynı; hakaret, parmak sallama, argo sözcüklerle bağırıp çağırma. Spor yorumcuları farklı mı sanki onlardan? 

 Argo ve küfür bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor toplumun bütün damarlarına. Genç kuşaklar bu örneklerle iyice zıvanadan çıkıyor ve değerlerimizden habersiz büyüyor. Okullarda “Değerler Eğitimi” gibi göstermelik programlarla özlediğimiz “Yeni Bir Medeniyet Tasavvuru”na ulaşmamız sizce mümkün müdür?  

Daha konuşulacak çok konu var ama siz benim ne demek istediğimi anladınız. Fakire şükretmesini önerenler zengin sofralarında fotoğraf vermekten utanç duymuyorsa, Peygamberin miras olarak arkasında sadece bir hasır bıraktığından dem vuranlar, Karun kadar servete kavuştukları halde doymuyorlarsa, işi ehline vermeyi Allah Resulünün bir emri gibi anlatıp muktedir olanlar, hak gaspı yapıyor ve eşini, dostunu, yarını yaranını devletin kadrolarına dolduruyorsa, diplomalı işsizler ordusu çığ gibi büyüyor, paramız pul olup halkın alım gücü düşüyor, yoksulluk artıyorsa zaten kime hangi değeri  nasıl öğretebiliriz ki? 

İstanbul dünyaya hükmeden bir milletin insanlığa sunduğu bir kültür ve medeniyet modeliydi eski zamanlarda. İstanbul konuşması örnek alındı Cumhuriyet kurulurken. Çünkü imbikten süzülürcesine zerafet ve kibarlık kazanmış bir Türkçeydi İstanbul’da konuşulan. Biz İstanbul’u Anadolu’ya taşıyacağımıza, İstanbul’u varoş kültürüyle çirkinleştirdik. Artık bu kadim şehir böyleyse memleketin halini siz düşünün! Canım düşünmeye de gerek yok, bizzat yaşıyorsunuz zaten.