Perşembe

28.1 °

Cuma

29.5 °

Cumartesi

30.9 °

  • BIST 100

    2.830%1,59
  • DOLAR

    17,8893% 0,11
  • EURO

    18,4261% 0,06
  • GRAM ALTIN

    1.027,4% -0,23
  • Ç. ALTIN

    1695,21% -0,23

Ahmet ACAROĞLU


  Sınav mı, Sırat mı? 

Geçtiğimiz hafta sonu YKS heyecanı yaşadı öğrenciler.


Elbette onlarla beraber anne babalar, hısım akrabalar, dostlar arkadaşlar. Hem de ne heyecan. Kimisinin ellerinde tesbih, dön babam dön. Mutlaka tavsiye edilen zikirlerden birisidir dudaklardan dökülen mırıltılar. Ya da Kuran’daki  Fetih suresi  akıllı telefonların ekranlarında,  ya da üç Kulhüvalla, bir Fatiha, arkadan bir Ayetel kürsi. Gece başlayan, gündüz sınav bitene kadar birbirine eklenen dualar. Yakın dostlara sipariş edilen güzel dilekler, müstesna temenniler, ziyaret edilen yatırlar, medet umulan evliyalar. Çocukların yüzüne veya sınava girdiği binaya doğru üflenen bitimsiz nefesler. Sanki çocuklar üniversite adayı değil de sırat yolcusu. 

Sırat; ahirette karşılaşacağımız, cennet ve cehennem arasında olduğuna inandığımız köprünün adı. Sevabı çok olanlara oldukça geniş görünen, rahatça geçilebilecek bu köprü, günahı bol olanlar için kıldan ince, kılıçtan keskin olacakmış. Geçemeyenlerin gideceği yer alevleri göğü tutan cehennem. Sınav öncesinde ailelerin yaşadığı stres ve uyarılar çocuğa terapi yerine daha büyük sıkıntı ve gerginlik yaşatıyor. Z kuşağı farklı metaforların , değişik aforizmaların şekillendirdiği bir nesil. Yani onlar, Akşemseddin ve Molla Gürani ile beraber  Fetih suresini okuyup dua ederken, zaferin Fatih’in Edirne ve Kırklareli’de döktürdüğü toplarla mümkün olabildiğinin farkındalar. Dualardan dudaklarımız yorulsa, ellerimiz uyuşsa da, eğer çocuklar yeterince çalışmamış, iyi hazırlanmamışsa bu sınav sisteminde başarılı olmak zaten imkansız. 

Dua talep etmektir, acizliğimizin farkına vararak her şeyin sahibi olan Allah’ımızdan yardım istemektir.   Furkan suresinde "Eğer duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?" denilmektedir. Dua da bir ibadettir aslında. Fakat bu gerekliliği sadece ebeveynler hatırlamakta, gençler maalesef o duyarlılıkla yetiştirilemediği için büyüklerin bu davranışını da yadırgamakta, sıratın stresi gibi algılamaktadırlar. Nitekim  3.250.000 öğrencinin sadece  %10’u istedikleri  öğretim programına yerleşeceğine, büyük çoğunluk hüsran yaşayacağına göre  burada duadan başka  şeylerin de konuşulması gerekmektedir. 

Mesela; biz çocuklarımıza kaliteli bir eğitim sunabiliyor muyuz? Okullarımızın kaçında donanımlı laboratuvar ve gelişmiş bilgisayar sınıfları vardır? Meslek Liselerinin atölyeleri sanayi sitelerinin kaliteli ara eleman ihtiyacına cevap verebilecek malzeme zenginliğine ve iş kolu çeşitliliğine sahip midir? Öğretmen yetiştiren okulların akademik kadro yetkinliği ne ölçüde ve müfredatlar çağdaş eğitime ne kadar uygundur?  Eğitim planlamamız var mıdır mesela? Mesela eğitimde fırsat eşitliği sağlanabilmiş  midir? Her ile bir üniversite, neredeyse her ilçeye bir yüksekokul açıldı. Peki  pıtrak gibi çoğalan bu okullarda kaç yeterli akademisyen, uluslararası başarıları olan kaç hocamız mevcuttur? 

Bunları niçin sormamız gerektiğini bildiğinizi düşünüyorum. Bildiğimiz bir şey daha var; her siyasi parti “SINAVSIZ ÜNİVERSİTE” vaat eder iktidara gelirken. AKP de öyle demişti. Sözünü tutan parti olmadı bugüne kadar. Tam aksine sınavlar daha da zorlaştırıldı. Allah aşkına soruyorum; bu sınavlara öğretmenler girse, aynı soruları onlara sorsak büyük çoğunluğu barajı bile geçemez. Evet iddia ediyorum, çoğu barajı bile geçemez. 4+4+4 uygulamasından sonra lise müfredatları  iyice teferruata boğulup, öğrenciyi bezdiren bir yoğunlukla çekilmez bir hal almış. 

Ben Edebiyat öğretmeniyim. Edebiyat, Tarih, Coğrafya konuları yeminle söylüyorum Üniversite seviyesinde . Yüksek okulda çocuk zaten tek seçtiği bölümün derslerini alıyor. Ona itiraz etmem. Ama lisedeki çocuklar her yıl Matematik, Geometri, Fizik, Kimya, Türkçe, Edebiyat, Felsefe Mantık, Sosyoloji, Din Kültürü, iki Yabancı Dil, Resim-Müzik, diğer seçmeli dersler olmak üzere bir yığın ders okuyor. Bu kadar ayrıntıya ne gerek var yahu? Edebiyatta yüzlerce yazarın binlerce kitabını ezbere bilse ne kazanacak bu çocuklar! Uzun paragraf sorularını da anlam bilgisi açısından yadırgamıyorum. Sonuçta önünde somut bir metin var çocuğun. Ama okumadığı yüzlerce roman hikaye ve tiyatro kitabının kahramanlarına bakarak yazar eser eşleştirmesini yapabilecek kaç Edebiyat öğretmeni vardır acaba? Efendim? Hey, sınav sorularını hazırlayan sayın Bakanlık ve YÖK yetkilileri size soruyorum. Avrupa bu seçme yönlendirme işini nasıl sınavsız başarabiliyor hala öğrenemediniz mi?  Elbette bir puan sıralaması olacak ama çocuklara bu korkuları yaşatmaya hakkımız yok. Kaybedecekler bir yana, kazanıp bir üniversiteyi bitirenler de bu ülkeden gitmek istiyor. Asıl uykularımızı kaçıran bu olmalıdır. Bunun vebali hepimize yeter. 

Sınavdan çıkan öğrenciler içinde gülen bir yüze rastlamadım. Sanki sıratı görmüş gibi perişandılar. Çocuklar, geçmiş olsun hepinize. Sizler bizim canımız ve bu ülkenin yarınlarısınız. Denemekten vazgeçmemeli ve ümidinizi kaybetmemelisiniz.