TÜRKİYE´DE KADIN OLMAK
Tarih: 11.1.2019 16:23:11 / 103okunma / 0yorum
MERTCAN GÖNEN

TÜRKİYE´DE KADIN OLMAK

 

Gözlerimden dökülen yaşlar ıslatırken aldığını geri vermeyen toprağı, hem üzülüyor hem özlemlerimi dile getiriyor hem de sitem ediyordum, acıları yağmur gibi aralıksızca yağdıran dünyaya. Günler öncesine kadar, yeryüzünde babamdan başka hiç kimsem yoktu, bugünse o da yoktu. Sanırım, ben de yoktum. Ne ellerimi içine koyacağım bir avuç ne de başımı yaslayacağım bir omuz kalmıştı. Hiç bir şeyim yoktu, kucak dolusu hüzünlerden ve özlemlerden başka. Yalnızdım, yalnız, yapayalnız...


Takvimler, babamın küçük yavrusunu, beni terkedişinin 10. günü olduğunu söylüyordu. Bense, daha ilk dakikalar olduğu konusunda ısrarcıydım. Tüm beşeriyetten uzak kalıp ağlamak, ağlamak istiyordum. Daha çok, daha çok ağlamak, sadece ağlamak. Fakat bu mümkün değildi, günlerce ağlayacak kadar vaktim yoktu. Çünkü ben bir emekçinin kızıydım ve babamın bana mirası, anılar ve hatıralardan başka bir şey değildi. Yaşamak için çalışmak zorunda olduğumu biliyordum fakat yaşamak konusunda neden bu kadar ısrarcı olduğumu bilmiyordum. Bir iş bulmalı, para kazanmalıydım.

 

   Birkaç sonra bir iş görüşmesine gidecek olmam, yüzümde karşı koyulamaz matemli bir tebessüm yaratıyordu. Sonunda bir iş bulabilmiş olmamdan dolayı, minik ve masum bir sevinç nüksediyordu ruhumda ve bu masum sevinç beni çok utandırıyordu. Çünkü ben mutlu olmamalı, tebessüm etmemeli idim. Bu ayıptı çünkü babam öleli 10 gün olmuştu. Ben mutlu olmamalı idim çünkü 19 yaşında kimsesiz, yapayalnız bir kızdım. Biçare idim. Meğer haklıymışım, benim mutlu olmaya hakkım yokmuş, bunu çok sonra öğrendim.
Görüşmenin yapılacağı odada sabırsızca beklerken, sabırsızlıkla beklediğim patronumun, beni yeni işimle tanıştıracağını zannediyordum, meğer, beni kadın olmanın zorlukları ile tanıştıracakmış. İçeriye girdiğinde, dizlerimi birleştirmiş, ellerimi dizlerimin üzerine koymuş, ürkekçe oturuyordum. Heyecanım hadsafhada idi. Çünkü hayatımda ilk kez bir iş görüşmesi yapacaktım. Güven vermeyen, hiç samimi olmayan bir tebessümle elini uzattı, karşılık verdim. Sağ elimi sıkmaya devam ediyor, sol elini de omzumda tutuyordu. Gittikçe elimi, daha çok omzumu sıkmaya başlayarak, ´Hoş geldin, kardeşim´ demişti fakat hareketleri ile kardeşim hitabı hiç uyuşmuyordu. Biraz daha korkarsam, imkanı yok çığlıklar atacaktım. ´İmdat, kurtarın beni´ diyecektim. Anlamış olmalı ki elimi bıraktı, şaşaalı patron koltuğuna oturdu. Adımı sordu, yaşımı sordu ve en ilgisiz sorularla, sormaya devam etti. Sanırım, sohbeti uzatmaya çalışıyordu. Sıkılgan ve ürkek halimden anlamış olacak ki görüşmeyi sonlandıran bir cümle dökülüverdi dudaklarından. Bir şeyi elde etmiş edasıyla ´´ Hayırlı olsun Mahperi Hanım´´ dedi. Küçük çaplı bir giyim mağazasının yeni çalışanı olmaya hak kazanmıştım. Fakat nedense, içimden sevinmek gelmiyordu. İçimden yalnızca kaçmak, sinsi ve güvenilmez patrondan uzaklaşmak geliyordu. Fakat aklımın bir köşesini de bir kaç gün daha iş bulamazsam, açlıktan ölebileceğim düşüncesi işgal ediyordu. Eğer ki kaçarsam, belki açlıktan ölecektim fakat kalırsam onurumu terkedecektim. ´´Kaç´´ dedim kendi kendime. ´´Kaç, uzaklaş, burası sana göre değil! İnsan onuru için yaşamalı, insan onur içinde yaşamalı, insan onurunu içinde yaşatmalı...´´

 

   Kaçmıştım, üzgündüm fakat pişman değildim. Kararan havaya aldırmadan, kalabalık İstanbul sokaklarında, dükkanların camlarına baka baka gidiyordum. Tek dileğim, üzerinde ´´Eleman Aranıyor´´ yazan bir kağıt parçasına rastlamaktı. Saatlerce dolaşmış, adeta İstanbul´u tavaf etmiştim. Artık, eleman aranıyor yazısına rastlama düşüncesini bırakmış, tek tek dükkanlara girip, ´´İşçiye ihtiyacınız var mı?´´ diye sormaya başlamıştım. İşsizlik oranı yüksek ülkemde, en bol olan; Suriyeli işçilerdi. İş bulmak imkansız gibi görünüyordu. Saatler ilerliyor, hava kararıyor. İstanbul da yurdumun her şehri gibi kadınlar için tehlikeli olmaya başlıyordu. Vaziyet öyle rezil ve acınası idi ki ´Bir kadının yapacağı en büyük çılgınlık, gece sokakta dolaşmaktı´ herhalde. Birkaç saat önce, iki ihtimalim vardı; iş bulmak ya da iş bulamamak. Fakat şimdi ihtimaller artmıştı. Kadın için İstanbulda ihtimaller saate göre değişirdi ve şimdi değişmişti. Geceleri en büyük ihtimal, ´´Tecavüze uğramak, kadın kısmı gezmez diyenler tarafından saldırıya uğramak, taciz edilmek, gaspa uğrmak, bitmek tükenmek bilmeyen teklifler ve daha bir sürü alçaklıklar...´´
Başarmıştım. Evet, başarmıştım; Gece saat 2´ye kadar İstanbul sokaklarında dolaşmış ve sağsalim evime dönmüştüm, dönebilmiştim. Rüya gibi bir şeydi. Birçoğu bilmez, kadın için İstanbul sokaklarında geç saatlere kadar dolaşmak, bir savaşın ortasından yürüyüp, geçmeye eşdeğerdir; savaş sahasındakilere haksızlık olmayacaksa.

 

   Elemli sabaha gözlerimi açtıran, kapıya şiddetle vuran komşumuz Ahmet amca olmuştu. 60´ına merdiven dayamış Ahmet Amca, çocukluğumdan beri tanıdığım, büyümeme şahitlik eden bir aile dostumuz idi. Bir süredir köyünde olduğundan, ne cenazeye gelebilmiş ne de baş sağlığı dileyebilmişti. Çok samimi olduğumuz söylenemezdi fakat birbirimizi, yılların komşuluğunun sonucu olarak teferruatlarımıza kadar tanırdık. Neticede, amcaydı, Ahmet amca, aile dostu niteliğindeki Ahmet amca. Kapıyı açtığımda, birkaç saniye yüzüme baktı ve ardından baş sağlığı diledi. Ahmet Amca, ağzında geveledi, çekindi düşündü fakat nihayetinde içindekileri dökmeye başladı. Bir yandan kahvesini yudumluyor bir yandan da anlatıyordu:
-Mahperi, babanı çok severdim. İyi bir insandı ne yazık ki onu kaybettik. Sen artık yalnız, kimsesiz kaldın. E biliyorsun, ben de kimsesizim. Malımı, mülkümü bırakacağım kimsem bile yok. Ben sana bakarım, gel benimle evlen.
Şok geçiriyordum adeta, gözlerinin önünde büyüdüğüm Ahmet amca, gözünü bana dikmişti. Yalnızlığımdan, kimsesizliğimden faydalanmak istiyordu. Acımı bir nebze hafifletir, acıma ortak olur zannettiğim Ahmet Amca, karısı olmamı istiyordu. Kendimi kaybetmiştim, vaveylalarım kopartıyordu ortalığı: Defol, defol, defol...
Ahmet amca utançla defolmuş, defolurken de ´´Sen yine de bir düşün!´´ demeyi unutmamıştı. Ellerim titriyor, gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Bir kadını, herkes kadın olduğu için mi severdi? Bir kadını, insan olduğu için sevecek kimse yok muydu?


   Ne zormuş, kadın olmanın suç olduğu dünyada kimsesiz bir kadın olmak; kızgın ateşlerde can verir gibi, alevden bir urgana boynu teslim eder gibi ve son ölüme kavuşuncaya dek, her gün ve defalarca can verir gibi... Anlamıştım, dünya, yalnız bir kadının yaşayabileceği bir yer değildi. Ben ölmeli, tehlikeli oyunlara ortak olmamalı ve babama kavuşmalı idim. Evet, ölmeliydim. Anlamıştım, kadın düşüp, yuvarlanmaya başlayınca, ne kadar yuvarlanırsa, yuvarlanacak yer o kadar çoğalırmış meğer.
Kadın olmak, her adımda tedirgin olmak ve korku duymak demekmiş. Kadın olmak, ezilmek, erkekle eşit olamamak, kapalı kutuda yaşamak ve kaderine razı olmakmış. Kadın olmak bir günahmış, suçmuş...

 

    Aşkı, sevgiyi, şefkati hissettiğim, yaşadığım evimden nefretle uzaklaşıyordum. Attığım her adım nefretimin üstüne bir parça daha ağırlık bindiriyordu. Nihayet, yüksek ve kapısı açık bir bina görmüştüm. Buğulu gözlerim tam ayırt edemiyordu fakat bina aşağı yukarı 8-10 katlı idi. Terasına çıkmış, son kez İstanbul´uma ve dünyaya tepeden bakıyordum. İntihar edeceğim besbelli olduğundan, aşağıda meraklı insanlar birikmiş, bana bakıyor ve bağırıyorlardı. Ayırt edemiyordum sesleri, tahmin hakkımı kullanıyordum. ´´Yapma, etme, çok gençsin´´ derlerdi herhalde, başka ne diyeceklerdi ki? Fakat kulak vermek istedim, ruhum ikna edilmeyi bekleyen küçük ve masum bir çocuk gibiydi . Yaşlı, sakallı, cübbeli, sarıklı bir amca bağırıyordu. ´´Utanmaz, ahlaksız! Etekle oraya çıkmaya utanmıyor musun? Bacakların görünüyor! Kulaklarıma inanamıyordum. İnsanlar sahiden böylesine kötü mü olmuşlardı, tarihin kültür-medeniyet merkezi yurdumu irtica mı esir almıştı. Öfke ve nefret dolu sesler gelmeye devam ediyordu. ´´ Utanmaz kafir! Eteğini kapat, ahlakını bozma milletin´´ Knedimi aşağıya salmadan önce, hüsranı kucaklayan bir cümle döküldü dudaklarımdan, ´´ Zordur kadın olmak´´.

Anahtar Kelimeler: TÜRKİYE, KADIN, OLMAK
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
YAZIKLAR OLSUN TÜRKİSTAN´A SUSANA! (16 Ocak 2019 - Çarşamba)
TOPLUMUN AKIL VE RUH SAĞLIĞI (07 Ocak 2019 - Pazartesi)
DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ NE DEĞİLDİR? (02 Ocak 2019 - Çarşamba)
KİM KISKANIR KİM GELİŞİR? (30 Aralık 2018 - Pazar)
MADDÎ VE MANEVİ SAVAŞ (23 Aralık 2018 - Pazar)
DİK ADAM; HÜSEYİN NİHAL ATSIZ (16 Aralık 2018 - Pazar)
BÜYÜK TEHLİKE; TARİKATLAR (12 Aralık 2018 - Çarşamba)
TÜRK DÜŞMANI OLSAM NE YAPARDIM? (05 Aralık 2018 - Çarşamba)
ONLARI BİLELİM (29 Kasım 2018 - Perşembe)
TÜRKİYE´DE TÜRK OLMAK (17 Kasım 2018 - Cumartesi)
SİYASETÇİLER (20 Ekim 2018 - Cumartesi)
TABİAT (14 Ekim 2018 - Pazar)
TÜRK´ÜN KANAYAN YARASI; TÜRKİSTAN (06 Ekim 2018 - Cumartesi)
ATALARLA ÖVÜNMEK (30 Eylül 2018 - Pazar)
GÖKBÖRÜ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK (16 Eylül 2018 - Pazar)
EĞİTİM VE CEHALET (16 Eylül 2018 - Pazar)
FEDAKÂRLIK VE TÜRKÇÜLÜK (16 Eylül 2018 - Pazar)
TÜRK KADINI (16 Eylül 2018 - Pazar)
Sayfa:
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
5.3429
EURO
6.0908