Nurcan BALIBEY


EVİNDE KAL


EVİNDE KAL

                Bill Gates 2018 yılında bir konferansta yaptığı konuşmasında: ?Tarihten bildiğim bir şey varsa, ölümcül yeni bir hastalık ortaya çıkacak ve dünyaya hızla yayılacak. 6 ay içinde bir salgın hastalık 30 milyon insanın ölümüne sebep olabilir.? diyordu? Konferansta gösterilen benzetim videosunda ise virüsün nerden yayıldığı dikkat çekiyordu.

                Virüs direkt olarak Çin´in ? WUHAN? şehrinden yayılıyordu?

                Bugün geldiğimiz noktada, küresel medyada bize dayatılana, tek şüphe duymadan mutlak inanmamız isteniyor! Virüs haberleri dünyaya yayılırken bizde  ?yok? denildi. Bu ne kadar doğruydu? Şimdi gün gün durum açıklaması yapılıyor. Şeffaflıktan söz ediliyor. Tedbirli olmamız ve bu tehdide yenik düşmememiz isteniyor. Evlerimize kapanmamız konusunda ciddi uyarılar alıyoruz. Fakat  durumun ciddiyetini anlamayan insanımız, sokakları terk etmiyor. Özellikle de yaşlılarımızı park ve bahçelerden evlere sokmakta zorlanan hükümetimiz sonunda onlar için zorunlu sokağa çıkma yasağı getiriyor.

                11 Mart tarihinde 1 kişinin ölümüyle başlatılan ?evinde Kal? çağrılarına uyan insanımızın bir takım ruhsal ve psikolojik sorunlar yaşayacağı gerçeğini de beraberinde getiriyor. Sosyal çevremizi terk ederek coronavirüsten korunmak ve sevdiklerimizi korumak için kapandığımız evlerimizde tam olarak nasıl vakit geçireceğimizi bilemezken gün boyu televizyon izlemek ve dünya gündemini oluşturan virüsle mücadele haberlerini takip etmekten kaygılarımız git gide artıyor.

                Bu sabah yine televizyon izlerken tam da bu sorunu ele alan bir televizyon kanalında Prof. Dr. Üstün DÖKMEN, evlerine kapanan insanların birtakım psikolojik sorunlarla karşılaşabileceğini ve bunların başında ?Kaygı Bozukluğu? yaşayabileceklerini ve bununla baş etme yollarını anlatıyordu. Tüm benliğimle odaklandım ve can kulağıyla dinlemeye başladım.

                Şöyle diyordu:

                ?Fazla kaygı bağışıklık sistemimizi yorar, ev kazalarına sebep olur ve panik atak başlar. Öncelikle kaygımızı fark etmeliyiz. Belli ortamlar kaygıyı tetikler.? diyordu. Bunu anlamanız için de şöyle bir örnekle durumu anlaşılır kılmaya çalışıyordu. ?Balkonunuza oturduğunuzda, eğer sigara kullanıyorsanız manzaraya baka, baka bunu daha sık yapmak istersiniz ve bundan keyif alırsınız. Oysaki yüzünüzü düz duvara çevirerek sigaranızı içmeyi sürdürseniz, keyif alamayacağınız için daha az tüketeceksiniz ve belki bundan vaz geçeceksiniz.

                Bunun için kendinize  ?kaygı saati´ ayırın günün belli bir saatinde, her gün aynı vakitte 15 dakika boyunca, içinde bulunduğunuz coronavirüs, sorunundan zorunlu olarak kapandığınız evlerinizde kaygı duyun. Hiçbir durum sonsuz değildir. Bu kaygı durumunuz da sonunda bitecektir.? dedikten sonra, pozitif olmamızla ilgili önerilerini sıraladı.

                 Şöyle ki:

                ?Dik durun, evimizin en sevdiğimiz kısmında nefes egzersizleri yapın. Bunu yaparken vücut duruşunuz dik olmalı.? diyordu. Bunu önceden bir yerde okumuştum biliyordum, vücut en uygun pozisyondayken en iyi çalışır ilkesi vardı.

                Profesör, programın devamında:

                ? Olumlu cümleler kuralım, olumluyu söylemekte yarar var. Asla yalan söylemeyelim, gerçekçi olalım? diyordu. ?Ayrıntılı bakmayı deneyelim, detayları fark edelim, dış sesleri dinleyelim. Çocuklarımızla, onların da keyif alacağı oyunlar oynayalım.

                Psikolojide ?Seçici Algılama´ vardır. Şu an bizim algımız coronavirüsle ilgili ölümlere yöneldiği için, iyileşenleri hiç merak etmiyoruz. Çünkü bize sürekli bu virüsün ölüm getirdiği söyleniyor. Sadece kötüye değil iyiye de yönelmeliyiz. Psikolojimizi sağlıklı tutmanın yollarından biri bu diye düşünüyorum. Çocuklarımıza durumu nasıl anlatmamız gerektiği konusunda Profosör, bunları söylüyordu:

                ?Çocuklarınıza durumu sakin bir ses tonuyla yavaş yavaş anlatınız. Kesinlikle yalansız onların anlayacağı şekilde tüm gerçekliğiyle.?

                Konu evlerinde durmayan altmışbeş yaş ve üzeri insanlarımıza geldiğinde onların, neden dışarı çıktıklarının temelinde yatan ?bana bir şey olmaz? inancı var diyordu. Bunun nedeni ise bu kimselerin ilahi bir güç tarafından korunduklarını hissetmeleriydi. Bu hiçte gerçekçi değildi. Bu virüs sadece günahkarlara değil herkesin başına gelebilir ?doğal afetler´ gibi. İnsanlarda kötü şeyler için ?hak etmiştir´ algısı var. Kendisini korunur hisseder çünkü daha dünya işlerini bitirmediğini bu nedenle de yaşaması gerektiğine inanır. ?Bana bir şey olmaz ? düşüncesi bundandır. Tanrının onu iyi insan olduğu için ve bu dünyadaki işlerini bitirmediği için koruduğunu düşünür. ?bana bir şey olmaz ?demek için de kendini sokağa atar. Bunu yapmayı bırakmalılar artık. Bağışıklık sistemleri yaşlarından dolayı düşüktür, virüsü kapma olasılıkları çok yüksektir. Safranbolu´daki evlerin nerdeyse tamamında evlerin bir kısmı yarım bırakılmıştır. Bunun sebebi; ? Benim bu dünyada yapacak işlerim var ?demek içindir. İlginç değil mi?

                 Ölümden korkmuyorsak, yakınlarımıza taşımaktan korkmalıyız!

                İstanbul´un işgali sırasında çarşı esnafı kapılarına bir tabela astı ve o tabelada ? Bu da geçer? yazıyordu. Herkesin korkusu bu felaketin ardından gelen ekonomik felaketler ve zihinsel çöküşler ile birlikte evimizde aylarca kapalı kalacağımızdır. En önemli soru: Bu durum ne kadar sürecek? Bunu bilmiyoruz!

                Kaygılarımıza neden olan bu süreci beden sağlığımızı olduğu kadar ruh ve zihin sağlığımızı da kontrol altında tutarak atlatmanın yollarını bulmalıyız. ?Bana bir şey olmaz ? algısı içinde olmayı bırakmalıyız! Sadece bilim adamlarına kulak vermeli, tedbirlerimizi ona göre almalıyız.

                Evinizde Kalın? Sağlıkla Kalın?

                                                                                                                             22.03.2020

                                                                                                                        Nurcan BALIBEY